localhost

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Reklam
English (United Kingdom)

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNU TASARISI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİMİZ

e-Posta Yazdır PDF

Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği,

İnsan Hakları Araştırmaları Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği, ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı,

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi

 

 

ORTAK AÇIKLAMA

17 Şubat 2016, Ankara

 

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNU TASARISI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİMİZ

 

11 Ocak 2016 tarihinde gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun kurulması” hakkındaki kararın basınla paylaşılması sonrasında görüşlerimizi kamuoyuyla 18 Ocak 2016 tarihli notumuzla paylaştık1. Gelinen aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde olan ve İnsan Hakları Komisyonunda görüşülecek olan Tasarıya ilişkin görüşlerimizi bu ülkenin insan haklarının korunmasını mesele etmiş örgütleri olarak aşağıda paylaşıyoruz:

 

I. Zorunlu Hatırlatma:

 

1. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 3 Mart 1992 tarihli 1992/54 sayılı ve BM Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihli 48/134 sayılı kararlarıyla kabul edilmiş olan ve “Paris İlkeleri” olarak nitelendirilen “İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması İçin Kurulan Ulusal Kurumların Statüsüne İlişkin İlkeler” bu alanda en genel ve asgari standartları temsil etmektedir.

 

2. Bu asgari standartlar gereği 21 Haziran 2012 tarihli ve 6332 sayılı Kanunla kurulan Türkiye İnsan Hakları Kurumunun (TİHK), insan haklarının geliştirilmesi ve korunması amacıyla inşa edilen Ulusal İnsan Hakları Kurumlarının sahip olması gereken nitelikleri, yetki ve görevleri göz önünde bulundurarak kaygılarımızı ayrıntılı olarak kamuoyu ile paylaşıldı2. Ancak kuruluş felsefesine aykırı olarak tüm sivil toplumun itirazına rağmen yürürlüğe girmişti.

3. AB Komisyonunun Türkiye İlerleme Raporlarında TİHK’in Paris Prensipleri gereği yapısal koşullarındaki eksiklikler kayıt altına alınmış3, bağımsız olmaması eleştirilmiştir4. Yanı sıra, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks’in  26 Kasım 2013 tarihli Türkiye Ziyaret Raporunda “bu kurumun Paris İlkeleriyle uyumunun sağlanabilmesi için kurumun yasal dayanağının daha kapsamlı bir biçimde gözden geçirilmesinin gerekli olduğu” ifade edilmiştir5.

4. Hukuk Dışı, Keyfi ve Yargısız İnfazlar Özel Raportörü Christof Heyns 16 Mart 2013 tarihli Raporunda “bağımsızlık, üyelerinin seçim usulleri, sivil toplumun katkı sunmasının kısıtlanması” doğrultusundaki kaygıların “gelecekteki Kurumun bağımsızlığının sağlanmasına gölge düşürdüğünü” ifade etmiş ve “kurumun etkili bir biçimde işlemesinin ve soruşturma yetkilerini tam anlamıyla yerine getirebilmesinin sağlanması” için Yasanın gözden geçirilmesini tavsiye etmiştir6. Benzer şekilde 2015 tarihli raporunda da “halen yapısal ve finansal bağımsızlığını sağlamaya dönük yasal bir değişikliğin gerçekleştirilmediğinin” altını çizmiştir7.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:43 Devamını oku...
 

18 Ocak

e-Posta Yazdır PDF
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kurulması ile 
Kurumsallaşmasına Tamamen Araçsal Bakılıyor !
İlgili Hükümet Açıklaması: İnsan Hakları Kurumsallaşmasına Tamamen Araçsal Bakılıyor !
 
18 Ocak 2015
 
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, 11 Ocak 2016 tarihinde gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısında gündemlerinde olan“Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun kurulması” hakkındaki kararlarını basınla paylamıştır. Kurumun, bir “paket” içinde görüşüldüğünü ifade eden Hükümet Sözcüsü ,“vize muafiyeti koşulu”  olarak tasarlanan bu kurumun “işkenceyi önlemek” amacıyla birlikte “kamu ve özel sektörün içerisinde karşılaşılabilecek ekonomik ve sosyal haklara erişimdeki ayrımcılığa dayalı olası hak ihlallerine karşı” kurulacağını; ve asla “yasama, yürütme ve yargıya müdahale etmeyecek” nitelikte olacağını belirtmiştir.. “Detaylı bir çalışmaya son şeklinin verildiği” ve “önümüzdeki günlerde TBMM'ne gönderileceği” belirtilen böyle bir çalışma bugüne kadar kamuoyu ile hiçbir şekilde paylaşılmadığı için tasarının içeriği tarafımızca bilinmemektedir. Bu nedenle Hükümet Sözcüsünün sadece “Türkiye için hayırlı uğurlu olması” temennisi ile son bulan bu açıklaması ile ilgili “hayırlı uğurlu” dileğinin,  neden “hayırlı olamayacağına” dair görüşlerimizi bugün kamuoyu ile paylaşıyoruz:
 
1. “İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması için Kurulan Ulusal Kurumların Statüsüne İlişkin İlkeler (Paris İlkeleri)” gereği bu Kurumların hazırlık süreçlerinde sivil toplumun katılımını zorunlu kılmaktadır. Böylece devletin kendi eylemlerinin denetim sorumluluğunu yine Paris İlkelerinde açıkça ifade edildiği üzere “yapısal, işlevsel ve mali açıdan bağımsızlığı garanti altına alınmış” bir Kuruma devretmesi öngörülmektedir. Bu nedenle sivil toplum, bu bağımsızlığın sağlanmasının garantörü olarak hazırlık sürecinin zorunlu unsuru olarak konumlandırılmaktadır. Dolayısıyla, sivil toplumu hazırlık sürecine hiçbir şekilde dahil etmemek daha en başından bu yeni kurumun geçersizliğini ilan etmek anlamına gelmektedir. 
 
2.   İnsan Hakları Kurumunun felsefesinde, yasama, yürütme ve yargı erklerinin insan haklarına aykırı eylemlerinin önlenmesi için müdahaleci bir sıfatı olduğu gibi, ihlallerin giderilmesi açısından da koruyucu bir pozisyonu mevcuttur. Kurulacağı ilan edilen Kurumla ilgili Hükümet Sözcüsü’nün açıklamaları, zaten halen mevcut olan ve hiçbir şekilde insan haklarının korunmasında bir ağırlık teşkil etmeyen kurumlardan farklı bir işlev üstlenilmeyeceğinin kabulü anlamına gelmektedir. Ayrıca, insan haklarının korunmasında ve geliştirilmesinde daha da zarar verici bir yapının oluşturulacağı endişesini doğurmaktadır. 
Son Güncelleme: Cuma, 17 Şubat 2017 22:56 Devamını oku...
 

Türkiye İnsan Hakları Kurumlarından Uluslararası Kamuoyuna Acil Çağrı

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye hükümeti, barış görüşmelerinin sekteye uğraması ile Ağustos ayı ortasında Kürt nüfusun ağırlıklı olduğu il ve ilçelerde temel hak ve özgürlükleri hukuka aykırı şekilde kısıtlayan bir güvenlik politikasını hayata geçirmeye başladı. 2015 Ağustos ayından bu yana ŞırnakMardinDiyarbakırHakkari ve Muş il ve ilçelerinde uzun sürelerle ve üst üste olarak ilan edilen sokağa çıkma yasakları bazı il ve ilçelerde hala devam ediyor. Bu yasaklar süresince hak ihlallerini tespit etmek isteyen ulusal ya da uluslararası basın-yayın, insan hakları ya da meslek kuruluşları ile parlamento temsilcileri il ve ilçelere alınmadı. Abluka altındaki yerlere zorlukla girebilen az sayıda sivil toplum kuruluşunun hazırladığı raporlarda uzlaşılan tespitlere göre sivil halkın gerek keskin nişancıların, gerekse keyfi bir şekilde kullanılan ağır silahların hedefi haline getirildiği saptanmış durumda.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:16 Devamını oku...
 

HOŞÇA KAL TAHİR

e-Posta Yazdır PDF

Yerinin dolması asla mümkün olmayan bir dostumu kaybettim. 
Hayatımın bir parçasını kaybettim. 

 
İlk defa, insanın çok uzun yaşamasının büyük bir işkence olabileceğini düşündüm. 

Dostun ölüm acısının çok ağır olduğunu fark ettim. 
Çok zor bir yazı bu benim için; bu yazının hakkını vermek, Tahir’i anlatabilmek, yazının “ayarını” tutturabilmek, çok zor. 
Yerinin dolması asla mümkün olmayan bir dostumu kaybettim. 
Hayatımın bir parçasını kaybettim. 
 
 
İlk defa, insanın çok uzun yaşamasının büyük bir işkence olabileceğini düşündüm. 

Dostun ölüm acısının çok ağır olduğunu fark ettim. 

Çok zor bir yazı bu benim için; bu yazının hakkını vermek, Tahir’i anlatabilmek, yazının “ayarını” tutturabilmek, çok zor.  
 
 Pazar akşamı Tahir’in sevgili eşi Türkan’a “İnsanlara Tahir’in nasıl birisi olduğunu anlattığımızda bize inanmayacaklar, öldüğü için arkasından böyle konuşuyoruz zannedecekler” dedim. 

Onun öldürülmesini Hrant Dink cinayetine benzettiler. Çok benziyor gerçekten de... 

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 20:27 Devamını oku...
 

Bir Barış uğruna

e-Posta Yazdır PDF

Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında sarf ettiği sözler nedeniyle hakkında tutuklanma kararı çıkarılan Diyarbakır Barosu başkanı, insan hakları savunucusu Av. Tahir Elçi, 28 Kasım 2015 tarihinde saat 10.30’da Diyarbakır Sur ilçesinde daha önce saldırılardan hasar gören tarihi dört ayaklı minare tahribatına dikkat çekmek amacıyla Diyarbakır Barosu tarafından düzenlenen basın açıklamasının ardından uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi.

Av. Tahir elçi uzun süredir yaptığı açıklamalardan dolayı ulusal medya tarafından hedef gösterilmiştir. Göz göre göre gelen suikasta yönelik hiç bir önlem almayan yetkililer ve Av. Tahir Elçi’yi hedef gösterenler kollektif bir cinayete öncülük etmişlerdir.

İnsan Hakları Gündemi Derneği olarak iş arkadaşımız, gönüldaşımız, değerli üyemiz Tahir Elçi’yi kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Ne söylesek ne yazsak yetersiz kalacak dostumuzu kaybetmenin acısını anlatmaya.

Başta ailesi olmak üzere bütün insan hakları savunucularına sabır diliyoruz.

Saygılarımızla,

İHGD Yönetim Kurulu. 

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:47 Devamını oku...
 

"Proje" Olan Sulh Ceza Hakimlikleri Nasıl Zulmün Aracı Oldu?

e-Posta Yazdır PDF

Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan tarafından hazırlanıp, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanan ve hükümetin tek yargıçla istediği operasyonu yapmasına imkan tanıyan Sulh Ceza Hakimliklerimedyada aylarca 'proje hakimlikler' olarak anıldı.

Konuya ilişkin Aktifhaber.com’a konuşan İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı ve Ceza Hukuku Uzmanı Günal Kurşun, bu hakimliklerin nasıl getirildiğini anlatarak, hukuk sistemine verdiği zararlara değindi.

Devamını oku...
 

Sarayi muhafizlari duzeni

e-Posta Yazdır PDF
İran İslam Devrimi’nden sonra yapılan ilk işlerden birisi de bir “Devrim Muhafızları” alayı oluşturmaktı.
Bu “muhafızlar” bütün emirleri dini liderden alır ve onun emirleri dışında hiçbir kuralı, hiçbir kurumu tanımazlardı.

Toplumun üzerinde mutlak bir kontrol kurmanın ve tepedekinin iradesinin toplumun atomlarına kadar empoze edilmesinin aracıydı devrim muhafızları.

Bugün Koza İpek Grubu’na yapılanları, bu grubun medyasına el konmasını, sadece otoriterleşmede yeni bir adım veya medyayı susturmada yeni bir merhale olarak okuyanlar yanılıyorlar.
Devamını oku...
 

Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Tahir Elçi’nin Düşüncelerini İfade Ettiği İçin Maruz Kaldığı Davranışlar Kabul Edilemez!

e-Posta Yazdır PDF

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin bir televizyon programında ifade ettiği görüşleri nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkarılmış ve sabaha karşı saat 02:00’de bulunduğu Diyarbakır Barosundaki ofisinden, “Terör örgütü propagandası  yapmak” suçundan hakkındaki soruşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacı  ile yurt içinde saklandığı; tüm aramalara rağmen Elçi’ye ulaşılamadığı ve tebligat  yapılamayacağı anlaşıldığından hakkında yakalama kararı çıkarıldığı belirtilerek, verilen karar gereğince,  Terörle Mücadele Ekipleri tarafından alınarak , İstanbul’a götürülmüştür.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:49 Devamını oku...
 

Ankara Garı Srebrenica’dır

e-Posta Yazdır PDF
Dünyanın en ağır suçları onları masum gösteren, yapılanı muğlaklaştıran bir iklim içinde işlenir.

Küçük bir kızın ırzına geçmek için sıraya geçmiş kasabanın ileri gelenleri; Nazi kampında kendisine verilen emirleri yerine getiren subay; darbecilerin emri altında ölümüne işkence yapan polis için o anda yaptıkları şey alelade bir şeydir.
Devamını oku...
 

Ankara katliamı neden çözülemeyecek?

e-Posta Yazdır PDF
Neden çözülemeyecekAnkara katliamı biliyor musunuz?

Bu ülke, 49 vatandaşınıMusul’da IŞİD’e nasıl rehine verdiğiyle asla hesaplaşmadığı için...

Kafa kesicilere silah ve mühimmat gönderenler değil de onları soruşturanlar içeri tıkıldığı için...
Devamını oku...
 

Tahir Elçi Yalnız Değildir

e-Posta Yazdır PDF

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Barosu Başkanı Av.Tahir Elçi hakkında"terör örgütü propagandası yapmak" iddiasıyla "resen" soruşturma başlatmıştır. Soruşturma derneğimiz üyesi olan Tahir Elçi nin 14.10.2015 tarihinde CNN Türk kanalında yayınlanan sayın Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programında, canlı yayında yaptığı konuşmaya dayanmaktadır. Ayrıca özellikle tweetterdan olmak üzere sosyal medya üzerinden Tahir Elçi’ye karşı ölümle tehditi de içeren bir linç kampanyası başlatılmıştır. 
Biz İHGD olarak, öncelikle Tahir Elçi’nin 1990'lardan bu yana Türkiye insan hakları hareketine yaptığı katkıya dikkat çekerek, kendisine karşı yürütülen linç kampanyası ve savcılık soruşturmasının ifade özgürlüğü hakkının ihlali olduğunu belirtmek isteriz. İster katılalım, ister katılmayalım, Tahir Elçi’nin şiddet içermeyen ve şiddet çağrısı yapmayan sözleri gerek hukukumuz gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi doğrultusunda ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu ülke için çok önemli bir insan hakları savunucusu olan Tahir Elçi yalnız değildir. 
Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:52 Devamını oku...
 

Ankara Saldırısını Kınıyoruz!

e-Posta Yazdır PDF

Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırılarından birini, Ankara’da emek örgütlerinin düzenlediği Barış Mitingi sırasında yaşadık. 1 Kasım seçimlerine yaklaşık yirmi gün kala patlayan bombalarla otuzdan fazla vatandaşımız hayatını kaybetti, yüzlerce vatandaşımız da yaralandı. İnsan hakları adına sözün bittiği yerdeyiz. Doğrudan yaşam hakkına yönelen böylesi acımasız bir saldırı karşısında tüm vatandaşlarımızı barış kavramı etrafında birleşmeye, yetkilileri etkili bir soruşturma yürütmeye ve sorumluları ortaya çıkartmaya davet ediyor, saldırıları kınıyoruz. Kendi muhalifleri de dahil olmak üzere, Türkiye’de yaşayan herkesin can güvenliğinden siyasi iktidar sorumludur. Bu mükellefiyeti yerine getiremeyenlerin sorumluluk üstlenmeleri ve hesap vermeleri gereklidir.

 İHGD Yönetim Kurulu

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:08 Devamını oku...
 

Bülent Keneş ve özgür medya yalnız değildir

e-Posta Yazdır PDF

Önce Türkiye’nin en büyük televizyon platformu tarafından, bu platformdan yayınlanan yedi farklı muhalif TV kanalının çıkarıldığını öğrendik. Özgür seçimleri etkilemek ve bu ülkede yaşayan insanların seçim öncesi tek yanlı bilgilenmeleri adına alındığına inandığımız bu karar hukuka aykırıdır. Daha sonra ise Türkiye’de yayınlanan ve en çok satan İngilizce gazete olan Today’s Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Bülent Keneş’in, eleştirel Tweetler paylaştığı ve paylaşmaya devam ettiği gerekçesiyle tutuklandığını üzülerek izledik.

Özgür medyaya yönelen bu tehdit, sınırlama ve saldırılar, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti kavramlarına her zamankinden daha fazla sarılmamızı gerektirmektedir. Başta anayasa olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu tüm uluslararası anlaşmalara ters düşen bu uygulamalar, ülkemiz demokrasisi ve medya özgürlüğü açısından yeni bir kara leke olarak tarihteki yerini alacaktır. Temel hak ve özgürlükler bağlamında kabul edilemez olan bu uygulamaya karşı çıkmak, bu ülkenin aklı başında tüm yurttaşlarına düşen bir görevdir. Çağ dışı, hukuk dışı bu uygulamaları şiddetle kınıyor ve basın özgürlüğüne sahip çıkma kararlılığında olduğumuzu yineliyoruz.

 İHGD Yönetim Kurulu

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 22:58
 

Siz ne yapardınız?

e-Posta Yazdır PDF

Duyarsızlığa, acımasızlığa, kötülük görmeye öylesine alıştık ki... İnsanın iyi tarafını gördüğümüzde, insanlıkla karşılaştığımızda, hangi duyguları hissedeceğimizi şaşırıyoruz.
Ölen ve çok sevdiğimiz bir yakınımızın bize yazdığı ama hiçbir zaman elimize geçmemiş bir mektubunu seneler sonra okumuş gibi oluyoruz. Aşina ama yitirilmiş bir parçamızla karşılaşmış gibi, tarifi zor duygulara kapılıyoruz. Bir süper markette genç bir kadın, çocuğuna alt bezi ve birkaç parça bir şeyler alıyor. Kredi kartını makineye sokan kasiyer, kötü haberi veriyor genç kadına: “Bakiyeniz yetersiz” diyor. Bir daha deneyin diyor genç kadın, bir kere daha deneniyor. Ama işte para yok o kartta... Kadının arkasındaki kuyrukta dizili erkeklerin önünde gururunun kırılmaya başladığını görüyoruz. Elindekileri bırakıp gidemiyor, hıçkırıklar arasında söylediklerinden, evde yalnız bırakıp geldiği küçük bir bebeği olduğunu anlıyoruz. Kendiyle, kasiyerle, dünyayla çaresiz bir şekilde pazarlık yapıyor genç kadın... Gidip daha ucuz bir alt bezi alayım diyor... Bunları alayım, parasını sonra getireyim diyor... 

Devamını oku...
 

Barışa Çağrı Yeniden

e-Posta Yazdır PDF

2013 yılının hemen başından itibaren yaşanan çatışmasızlık hali, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülebileceğine dair beklenti ve inancı güçlendirmiş; Türkiye toplumuna büyük bir rahatlama getirmiş ve insanlar geleceğe umutla bakar hale gelmişti.Türkiye’nin çatışmalara/anlaşmazlıklara neden olan anayasal ve yasal sisteminin değişmesi ve demokratik sistemin inşa edilmesi gerektiği, sorunların sistemden kaynaklandığı konusunda bir mutabakat oluşmuştu. 2013 yılının Mayıs ve Haziran aylarında Akil İnsanlar Heyeti’nin Türkiye’nin bütün bölgelerinde yaptıkları incelemeler ve toplumla kurdukları temaslarda da ağırlıkla bu doğrultuda görüşler ortaya çıkmıştı.Ne yazık ki,  çatışmasızlık halinin oluşturduğu olumlu iklim henüz barışa evrilmemişken, son günlerde, Temmuz 2015 başından itibaren yeniden çatışmalı bir döneme girilmiştir. Çatışmaların yeniden başlamasından, çatışma ve bombalardan asker, polis, korucu, gerilla, kadın, çocuk çeşitli dünya görüşü, yaş, cinsiyet ve etnik köken ya da dinsel inanç grubundan sivil insanların yaşamlarını yitirmesinden ve yitirmekte oluşundan, doğal hayat alanlarının tahribatından derin üzüntü duymaktayız.Biz insan hakları örgütleri; barışı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde vurgulandığı gibi, insan hakları ve özgürlüklerinin tanındığı, yaşandığı ve korunduğu bir durum/düzen olarak kavrıyoruz. Bildirgenin 25.maddesinde vurgulandığı gibi, bu bildirgede yer alan haklara ve özgürlüklere dayalı ulusal ve uluslararası düzene sahip olmayı, dini, dili, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun herkes için insan hakkı olarak görüyoruz.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:56 Devamını oku...
 

Barışa Çağrı

e-Posta Yazdır PDF

Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği,

İnsan Hakları Gündemi Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı

ORTAK AÇIKLAMASI

 

Barışa Çağrı

18 Ağustos 2015, Ankara

 

2013 yılının hemen başından itibaren yaşanan çatışmasızlık hali, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülebileceğine dair beklenti ve inancı güçlendirmiş; Türkiye toplumuna büyük bir rahatlama getirmiş ve insanlar geleceğe umutla bakar hale gelmişti.

 

Türkiye’nin çatışmalara/anlaşmazlıklara neden olan anayasal ve yasal sisteminin değişmesi ve demokratik sistemin inşa edilmesi gerektiği, sorunların sistemden kaynaklandığı konusunda bir mutabakat oluşmuştu. 2013 yılının Mayıs ve Haziran aylarında Akil İnsanlar Heyeti’nin Türkiye’nin bütün bölgelerinde yaptıkları incelemeler ve toplumla kurdukları temaslarda da ağırlıkla bu doğrultuda görüşler ortaya çıkmıştı.

 

Ne yazık ki, çatışmasızlık halinin oluşturduğu olumlu iklim henüz barışa evrilmemişken, son günlerde, Temmuz 2015 başından itibaren yeniden çatışmalı bir döneme girilmiştir. Çatışmaların yeniden başlamasından, çatışma ve bombalardan asker, polis, korucu, gerilla, kadın, çocuk çeşitli dünya görüşü, yaş, cinsiyet ve etnik köken ya da dinsel inanç grubundan sivil insanların yaşamlarını yitirmesinden ve yitirmekte oluşundan, doğal hayat alanlarının tahribatından derin üzüntü duymaktayız.

 

Biz insan hakları örgütleri; barışı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde vurgulandığı gibi, insan hakları ve özgürlüklerinin tanındığı, yaşandığı ve korunduğu bir durum/düzen olarak kavrıyoruz. Bildirgenin 25.maddesinde vurgulandığı gibi, bu bildirgede yer alan haklara ve özgürlüklere dayalı ulusal ve uluslararası düzene sahip olmayı, dini, dili, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun herkes için insan hakkı olarak görüyoruz.

 

Bu bağlamda, silahlı çatışma ya da savaş koşulları yaşanmadan ve zor ve şiddet araçlarına başvurmadan bütün sorunların barışçıl ve demokratik yol ve yöntemlerle, araçlarla çözülmesi gerektiğine dair ilkesel duruşumuzu açıklıyoruz. Bu süreçte yaşanabilecek güvenlik sorunları olur ise buna ancak evrensel hukuk ilkeleri ve temel insan hakları gözetilerek müdahale edilebileceğinin de altını çizmek isteriz.

 

Bu çözüm araçlarının başlangıç noktası ve temelini diyalog ve müzakere oluşturur. Formatları değişik olabilir ama tarafların konuşmaları, tartışmaları ve anlaşmazlık olduğunda da tekrar silaha, şiddete başvurmamaları esastır. O nedenle tarafları derhal diyaloğa, temasa, müzakereye davet ediyoruz.

 

Diyalog ve müzakerelerin hedefinde silahsızlanma konusu da dahil olmak üzere bütün sorunlar olabilir. Kesinlikle şiddete, silaha yol açılmamalıdır. Barışçıl usul ve mekanizmalar, dünya deneyimlerinden de yararlanılarak (üçüncü göz, izleme heyetleri, hakikat komisyonları, gibi) oluşturulmalı kadınların sürece katılımı güvence altına alınmalıdır.

 

Medyaya, siyasi partilere ve toplumun çeşitli kesimlerine de barış dilini kullanmaları, nefret söylemine, ayrımcılığa, savaş kışkırtıcılığı diline son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.

 

Siyaset kurumunu barışa odaklanmaya davet ediyoruz.

 

Sağlık çalışanlarına yönelik iç hukuka ve insancıl hukuk ilkelerine aykırı yaklaşım ve uygulamalara son verilmelidir. Sağlık çalışanlarının olağanüstü koşullarda yaptıkları çalışma ve verdikleri hizmetler nedeniyle (savaş, iç çatışmalar ve diğer olağanüstü durumlarda) soruşturmaya tabi tutulma, fiili engelleme ve benzeri insan hakları ilkelerine aykırı muamelelere uğratılmalarına son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.

 

Gerek hakikati bilme hakkı çerçevesinde medyanın, gerekse yaşam ve sağlık hakkı çerçevesinde sağlık çalışanlarının ulusalüstü insan hakları belgelerinde yer alan haklarına saygı göstermeye davet ediyoruz.

 

Demokratik kamuoyunu ve sivil toplum kuruluşlarını savaşın, silahlı çatışmaların sona ermesi ve barışın tesisi için inisiyatif almaya davet ediyoruz.

 

YAŞASIN BARIŞ!

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:00
 


Sayfa 3 > 11

E-Mail Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize üye olun.