localhost

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Reklam
English (United Kingdom)

TBMM’YE AÇIK DAVETTİR

e-Posta Yazdır PDF

İÇ GÜVENLİK PAKETİ ZATEN AZ OLAN ÖZGÜRLÜKLERİMİZİ DE YOKEDECEK

Son dönemde TBMM 'nden geçmek üzere olan ve ülkemiz kamuoyunca "İç Güvenlik Paketi" olarak bilinen; Polis Vazifesi ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı, aşağıdaki kanunlarda temel bazı değişiklikler yapacaktır.

  • 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu,
  • 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu,
  • 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu,
  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu,
  • 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu 
  • Kararname yasalaştığı takdirde;Kararname, sunulduğu haliyle kabul edildiği ve yasalaştığı takdirde Türkiye’nin de taraf olduğu ve iç hukuk hükmünde olan başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmei (AİHS) olmak üzere uluslarası insan hakları sözleşmelerinin ihlaline neden olacaktır.
Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:54 Devamını oku...
 

1915’i neden konuşamıyoruz?

e-Posta Yazdır PDF

Doğrudur, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İsviçre'yi mahkûm etti. İsviçre’nin, “Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır” dediği için Doğu Perinçek’e hapis cezası vermesini ifade hürriyeti ihlali kabul etti.
Dün bu davanın temyiz başvurusu görüşüldü AİHM büyük dairede... Bence karar değişmeyecek, AİHM önceki kararını tekrar edecek... Peki buradan ne sonuç çıkarmalıyız? Bazılarının zannettiği gibiErmeni soykırımı üzerine tartışma bitmiştir ve bu da AİHM kararıyla tescil edilmiştir mi demeliyiz? Peki aynı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye’deErmeni soykırımı vardır dedikleri için insanların ceza davalarına maruz kalmalarını mahkum etmesine ne diyelim? Taner Akçam’ın Türkiye'yi mahkum ettirdiği kararı ne yapalım? Sorun nerede biliyor musunuz?

Devamını oku...
 

Barışı Anımsama

e-Posta Yazdır PDF

Hitler faşizminin Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan kanlı İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı olan 1 Eylül 1939 tarihi daha sonra eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkeleri 1 Eylül’ü ‘Dünya Barış Günü’ olarak kabul etmiştir. Bu günün verdiği ilk mesajlardan bir tanesi insanlık birikiminin savaş gibi, çağdaşlık açısından gayri medeni, uluslar arası hukuk açısından suç, ahlaken ayıp ve dinen günah olan bir olguyu aşmış olduğunun göstergesidir. Buna rağmen ülkemizde yaklaşık otuz yıldır süren, savaş terminolojisiyle söyleyecek olursak düşük yoğunluklu bir savaş süregelmiştir. İşte biz Türkiyeli haklar olarak yukarda bahsi geçen gayri medeni, suç, ayıp ve günah sayılan bir olgunun kimi yerde mağduru, kimi yerde bilerek veya bilmeyerek faili olmaktan kendimizi alamıyoruz. Yıllardır süren bu savaştan nasibini ya da payını almayan kaç kişi kalmıştır? Sanırım rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu süreçten etkilenmeyen hemen hemen hiç kimse yoktur. Böylesine ulusal ve bölgesel düzeyde büyük insan kitlelerini olumsuz etkileyen bir savaşın son bulması konusunda asgari vicdana sahip olan herkes mutabıktır.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:38 Devamını oku...
 

Suriyeillere Saldırılar Kaygı Verici

e-Posta Yazdır PDF

Suriyeli mültecilerin statüsü ile haklarını belirleyecek mevzuat bir an evvel çıkarılmalı! 

Sivil toplum kuruluşları olarak başta Gaziantep olmak üzere bazı şehirlerde son günlerde Suriyeli mültecilere yönelik meydana gelen saldırılar ile linç girişimlerini endişe ile izliyoruz. Ülkelerindeki savaştan, bombalardan kaçarak Türkiye’ye sığınan 2 milyona yakın Suriyeli mültecinin güvenliklerinin sağlanması için en kısa zamanda aşağıdaki konuların yerine getirilmesi görüşündeyiz:

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:52 Devamını oku...
 

TÜRKİYE EVRENSEL HUKUKUN NERESİNDE?

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye adım adım evrensel hukukun dayanaklarından uzaklaşmaktadır.Bu doğrultuda;

erkler ayrılığı ilkesine uyulmadığı, yargı bağımsızlığı örselendiği için temel hak ve özgürlükler tehlikeye düşmüş bulunmaktadır.

Bu açmazdan kurtulmak için her şeyden önce toplumumuzda yüksek adalet ve ahlak değerlerine ilişkin bilinç gelişmeli ve buna herkes uymalı, katkı sunmalı; eğitim ve öğretimde felsefe, sosyoloji, tarih, psikoloji gibi sosyal bilimlere ağırlık verilmelidir.

Bu bağlamda, yukarıda adı geçen kurumların ortak çalışması ile düzenlenen Evrensel Hukuk Forumu katılımcıları olarak aşağıdaki öneriler dile getirilmiştir:

 

  

1.      Evrensel hukukun en temel iki ilkesi erkler ayrılığı ve devlet otoritesine karşı bireylerinhak ve hürriyetleri korunmalıdır.

2.     Yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması için siyasal yorumlardan ve müdahalelerden kaçınılmalı, yargılamada iddia, savunma ve karar üçlüsü arasındaki duyarlı dengeye uyulmalıdır. 

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:36 Devamını oku...
 

Türkiye, Orta Doğu’ya Bir Mesaj Verebilir…

e-Posta Yazdır PDF

Bugün, dünyada cezasızlığın sona erdirilmesi için kurulan sistemin 16. yıldönümü kutlanıyor ve Türkiye bu sistemin dışında kalmaya devam ediyor.

139 devletin imzaladığı, 122 devletin taraf olduğu Roma Statüsü ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçunun takibi konusunda, giderek güçlenen bir uluslararası ceza hukuku mekanizması olarak varlığını hissettirirken Türkiye, UCM’nin dışında kalan birkaç devletten biri olmaya devam ediyor. AB üyesi ve adayları arasında, Türkiye dışında Statüye taraf olmayan başka ülke yoktur. Avrupa Konseyi’ne üye 46 ülkeden Türkiye ve Azerbaycan dışındakilerin tümü Statü’yü imzalamışlar, bunlardan da Ermenistan, Moldova, Monako, Rusya ve Ukrayna dışındakiler onaylayarak taraf olmuşlardır. ABD, Rusya, Çin, İsrail ve İran’ın UCM’ye taraf olmama konusundaki dünyada nadir görülen işbirliğine iştirak etmektense, Türkiye, medeni devletlerin yanında yer almalı ve UCM’yi kuran Roma Statüsü’ne taraf olmalıdır.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:31 Devamını oku...
 

Koca Kulak İş Başında!

e-Posta Yazdır PDF

Sosyal medya sitelerini hukuki yollarla engelleyemeyen hükümetimizin, bunu bilgisayar korsanlarının kullandığı yöntemlerle gerçekleştirmek için adımlar attığı medyaya yansımaktadır. İnternet Servis Saylayıcılar (ISS)’ler tarafından hayata geçirilecek bu sistem, bilgisayarda kullanıcının yaptığı her işlem ile site arasına böcek gibi girilip tüm işlemleri anında görme, istenirse geri alma ya da engelleme esasına dayanmaktadır. Hükümetin Telekominikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) eliyle bu talebi gerçekleşirse, sadece youtube ya da twitter gibi internet siteleri değil, kredi kartı bilgileri, ticari sırlar ve herkesin özel yazışmaları Devlet denetimine açık hale gelecektir. Bu durum iletişim hakkı ve özel hayatın gizliliği başta olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasanın ilgili tüm hükümlerine aykırıdır. Bu sebeple, idareyi açıklanan yöntemden vazgeçmeye ve  evrensel insan hakları standartlarına uymaya, bir kez daha davet ediyoruz.

İHGD Yönetim Kurulu

 

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:51
 

Şuyuu Vukuundan Beter!

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye’de son zamanlarda bir hukuk devletinde inanılmayacak, ancak diktatörlüklerde karşılaşılacak eylem ve işlemlere tanık olmaktayız. Bunların en sonuncusuna bugün tanık olduk. Hükümetin belli grupları yok etmek amacıyla delil üretilmesini de içeren hukuka aykırı eylem ve işlemleri, bizzat önceki İçişleri Bakanı eliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi olarak getirildi. İçişleri Bakanlığı tarafından “çok gizli yürütülen bir eylem planı” çerçevesinde silahlı örgüt iddiasında bulunabilmek için belli gruplara yönelik, özellikle Hrant Dink, Rahip Santoro, Danıştay cinayetleri ve Zirve Yayınevi katliamı başta olmak üzere faili belli siyasi cinayetlerin bu grupların üzerine yıkılmasının amaçlandığı medyada yer almıştır. Bu durum, ülkemizde hukukun bittiği anlamına gelmektedir. Ne yazık ki, 28 Şubat sürecinde dahi örneği görülmeyen bir şekilde, her türlü delil uydurarak belli bir grubun yok edilmeye çalışılması, insan hakları hukukuna aykırıdır. 28 Şubat sürecinin dahi gerisine düştüğümüz bugünlerde rehber, yalnızca insan hak ve hürriyetlerine bağlı bir yönetim düşüncesi olmalıdır. Bu nedenle, her türlü suç iddiası karşısında, kurum ve bireylerin adil yargılanma hakkına uygun   şekilde yargılanmasına, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında evrensel ceza hukuku standartlarına uyulmasına, delil üretilmesini de içerecek şekilde her türlü hukuk ihlalinin Türkiye’yi bir polis devletine dönüştürmede atılan adım olacağına bir kez daha dikkat çekiyoruz.   

 Kamuoyuna saygıyla sunarız.

İHGD Yönetim Kurulu

 

 

 

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:49
 

Mültecilerin Haklarını İhlal Edeceğinden Kaygılandığımız Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması Bu Gün TBMM Gündeminde

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye’nin mülteci hakları alanında çalışan 6 sivil toplum örgütü olarak, AB ile imzalanmış olan “geri kabul antlaşması” çerçevesindeki uygulamalara muhatap olacak göçmen ve mültecilerin uluslararası hukuk, AB standartları ve Türkiye’nin ulusal mevzuatlarından kaynaklanan haklarının korunması noktasında ciddi endişeler taşımaktayız. Hem AB hem de Türkiye tarafları bakımından bu endişeleri karşılayacak etkili tedbirler alınmadan antlaşmanın yürürlük kazanmasını onaylamamaktayız.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:47 Devamını oku...
 

VAN’DA, GÖZALTI MERKEZİNDE BİR ÇOCUĞUN ÖLÜMÜ İLE İLGİLİ ETKİN SORUŞTURMA İSTİYORUZ

e-Posta Yazdır PDF

VAN’DA, GÖZALTI MERKEZİNDE BİR ÇOCUĞUN ÖLÜMÜ İLE İLGİLİ ETKİN SORUŞTURMA İSTİYORUZ.

17 yaşında Lütfillah Tacik isimli çocuğun Van Yabancılar Şube Müdürlüğü’nde işlemleri yapılırken  işkenceye maruz kaldığı, beyin kanaması teşhisi ile Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındığı ve  3 gün yoğum bakım ünitesinde kaldıktan sonra 31.05.2014 tarihinde  hayatını kaybettiği iddiaları bizlere ulaşmıştır.

Edindiğimiz bilgilere göre;

Lütfillah Tacik adı ile kaydedilen Faryab/Afganistan doğumlu çocuk 16.05.2014 tarihinde Iğdır ili Aralık ilçesinde yanındaki 20 kişi ile birlikte Türkiye’ye iltica ederken jandarmaca yakalanmış,

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:45 Devamını oku...
 

Afgan Mülteciler

e-Posta Yazdır PDF

Afgan Mülteciler: “Yaşadığımız insani dramdan ABD, AB ve BM sorumludur.” BMMYK’ya birçok kez sorunlarını e-posta, telefon ve mektup aracılığıyla ilettiklerini buna karşın cevap alamadıklarını belirten Afganistanlı mülteciler, BMMYK’nın Afgan sığınmacılarla ilgilenmediğini, ayrımcılık yaptığını ve sığınma sürecini yıllarca uzattığını belirtiyor. Afgan sığınmacılar İHGD yetkililerine Türkiye’deki sığınma süresinin uzunluğundan, Afgan uyruklu sığınmacılara BMMYK’nın koyduğu görüşme yapmama ve üçüncü ülkeye yerleştirmeme politikası yüzünden bizzat BMMYK tarafından uğradıkları ayrımcılığı ve işsizlik, yetersiz beslenme gibi birçok sorunlarını dile getirdiler.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:40 Devamını oku...
 

Türkiye, Mültecilerin İnsan Haklarını Bir Kez Daha İhlal Etti

e-Posta Yazdır PDF

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),  önceki gün verdiği Ghorbanov ve Diğerleri / Türkiye (başvuru no. 28127/09) kararı ile Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence yasağını düzenleyen 3. maddesi ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 5. maddelerini ihlal ettiğine karar verdi. 2008 yılının sonbaharında Van ilinden insan haklarına aykırı bir şekilde çoğu çocuk olan 19 Özbek mülteci keyfi bir şekilde İran’a sınırdışı edilmişti. Türkiye, bu kararla hakları ihlal edilen mülteciler için toplam 193.350 Euro Tazminat ödeyecek. 

Van Emniyet Müdürlüğü yetkilileri 12 Eylül 2008’de, Van’da yasal olarak ikamet eden ve BMMYK’ya kayıtlı olan Özbek mültecileri kırtasiye malzemesi dağıtımı yapılacağı söylenerek Emniyete çağırmış, ardından herhangi bir bilgilendirme yapılmadan İran’a sınırdışı edilmişti. Özbek mülteciler sınır kapısından değil, sınırın resmi yetkililerin olmadığı bir yerinden tehlikeli bir şekilde İran’a geçmeye zorlanmıştı. İran tarafına geçtikten sonra kaçakçıların tarafından alıkonulmuş, fidye ödedikten sonra tekrar Türkiye’ye geri dönmüşlerdi. 11 Ekim 2008 tarihinde ikinci defa İran’a gayrı resmi olarak sınırdışı edilen Özbek mülteciler bu sefer İran jandarması tarafından Türkiye’ye sınırdışı edilmişlerdi.

Bu olaylardan sonra mülteciler konusunda çalışan insan hakları örgütleri ortak basın açıklaması yaparak tepki göstermişler, olay hakkında soruşturma açılmasını istemişlerdi.[1] Ancak yapılan şikayet ve başvurulardan bir sonuç çıkmamış ve sorumlular hakkında etkili bir soruşturma yapılmamıştı. İnsan hakları örgütleri konuyla ilgili TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı ve Van İl İnsan Hakları Kuruluna başvurular yapmış fakat bu başvurulardan herhangi bir sonuç alamamıştı.

Son Güncelleme: Cuma, 17 Şubat 2017 23:17 Devamını oku...
 

BM Güvenlik Konseyi’ni, Suriye’de yaşanan katliamın sorumlularını UCM önüne getirecek süreci başlatmaya çağırıyoruz!

e-Posta Yazdır PDF

21 Ağustos 2013 tarihinde dünya medyasında yer alan haberlere göre Suriye’de, Şam kırsalında bulunan çeşitli yerleşim birimlerinde kimyasal silah kullanıldığı iddia edilmektedir. Yaşamını yitiren insanların büyük çoğunluğunun çocuk ve kadın olması, ölenlerin vücutlarındaki belirtiler katliamda kimyasal silah kullanıldığı iddiasının güçlü olduğunu göstermektedir. Bölgede faaliyet gösteren uluslararası örgütler ile medya temsilcilerinin verdiği bilgilere göre 300 ila 1300 kişi arasında sivilin yaşamını yitirdiğini öğrenmiş bulunmaktayız.

Suriye’de iki tarafın da kullandığı silahlı yöntemler sık sık eleştirilmiş ve olayların bağımsız uluslararası organlarca soruşturulması talep edilmişti. Kimyasal silah kullanıldığı iddialarını araştırmak üzere Suriye’de bulunan BM heyetinin güvenliğinin sağlanması ve gerekli incelemeleri yaparak sorumluları tespit etmesi son derece önemlidir.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:20 Devamını oku...
 

MISIR’DA Kİ İNSANLIK DIŞI KATLİAMI KINIYORUZ!

e-Posta Yazdır PDF

Mısır’da Mursi yönetiminin 3 Temmuz 2013’te askeri darbe ile devrilmesi sonucunda başlayan sivil gösterilere ateş açılması sonucu bugüne kadar yüzlerce insan katledilmiştir.

Yine 14 Ağustos 2013 tarihinde Mısır güvenlik güçleri, Mısır'ın başkenti Kahire'de bulunan Rabiat'ül Adeviye Camii’nin önünde ve Nahda Meydanı’nda toplanan ve oturma eylemi yapan göstericilere, ateş açarak yüzlerce sivil insanı katletmiş, binlercesini de yaralamıştır. Mısır’da yaşanan katliam insanlığa karşı suç özelliği taşımaktadır. Mısır’daki yaşam hakkını ihlal ve tehdit eden, barışçıl toplantı ve gösteri hakkını, ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran bu kanlı müdahale gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemez ve meşrulaştırılamaz.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:26 Devamını oku...
 

Bir Karar Ver Türkiye!

e-Posta Yazdır PDF

17 Temmuz 2013,

Bugün, dünyada cezasızlığın sona erdirilmesi için kurulan sistemin 15inci yıldönümü kutlanıyor ve Türkiye bu sistemin dışında kalmaya devam ediyor. 139 devletin imzaladığı, 122 devletin taraf olduğu Roma Statüsü ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçunun takibi konusunda, giderek güçlenen bir uluslararası ceza hukuku mekanizması olarak varlığını hissettirirken Türkiye, UCM’nin dışında kalan birkaç devletten biri olmaya devam ediyor. ABD, Rusya, Çin, İsrail ve İran’ın UCM’ye taraf olmama konusundaki dünyada nadir görülen işbirliğine iştirak etmektense Türkiye, medeni devletlerin yanında yer almalı ve UCM’yi kuran Roma Statüsü’ne taraf olmalıdır. Geçmişte Cumhurbaşkanı Gül’ün, TBMM Başkanı Çiçek’in, Başbakan Erdoğan’ın ve diğer devlet yetkililerinin taahhütleriyle Anayasa’nın 38nci maddesinin ruhuna aykırı olarak Türkiye, hala Roma Statüsüne taraf olmadı. Hâlbuki korkular gereksiz!

Bugün vesilesiyle, bir kez daha Türkiye’yi korkularıyla yüzleşmeye, UCM’yi daha derinlemesine ele almaya ve evrensel adalet ve barışın yerleşmesiyle soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu faillerinin cezasız kalmalarının önlenmesi için Roma Statüsüyle kurulan sisteme dâhil olmaya davet ediyoruz. 

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:27 Devamını oku...
 

Kamuoyuna Ortak Duyuru;

e-Posta Yazdır PDF

Kamuoyunda “Gezi Parkı Eylemleri” olarak bilinen ancak zaman içerisinde Gezi Parkı ve İstanbul ile sınırlı kalmayan eylemlilik durumu bütün kamuoyunun malumudur. Olaylar öncelikle İstanbul’da başlamış, daha sonra Ankara, İzmir ve Türkiye’nin diğer pek çok ilinde protestoculara yönelik geniş çaplı polis şiddeti devam etmiştir.

İnsan haklarına duyarlı örgütler, bu süreçte protestocuların barışçıl toplanma ve ifade özgürlüğü haklarını korumaya odaklanmış, çalışmalarını sadece bu doğrultuda yürütmeye özen göstermiştir.

İnsan haklarının evrensel standartları açısından şiddet içermeyen her türlü barışçıl gösterinin insanlar tarafından gerçekleştirilebilmesi temel bir insan hakkıdır. Devletin rolü, bu hakkın kullanımının yasal ve fiili koşullarını yaratmakla sınırlıdır. Barışçıl gösterilerin şiddet kullanımı için fırsata dönüştürülmesi kabul edilemezdir.

Yine ayrım gözetilmeksizin bütün insanların sağlık hizmetine erişim hakkı vardır.

Kamu otoritelerinin şiddet içeren eylemlerle ilgili olarak sahip oldukları yetki ve görevler ile bu yetki ve görevlerin ne şekilde kullanılacağı da yine Türkiye’nin kendi yasaları ve uluslararası sözleşmeler ile saptanmıştır.

 

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:26 Devamını oku...
 


Sayfa 4 > 11

E-Mail Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize üye olun.