localhost

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Reklam
English (United Kingdom)
Anasayfa Makaleler Azınlık Hakları Avrupa'da ulusal azınlıkların ve bölgesel ya da azınlık dillerinin korunması: Nerede duruyoruz?

Avrupa'da ulusal azınlıkların ve bölgesel ya da azınlık dillerinin korunması: Nerede duruyoruz?

e-Posta Yazdır PDF
26.03.2008

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg tarafından yapılan konuşma

Avrupa Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşmesinin ve Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartının yürürlüğe girmesinin 10. Yıldönümü

11 Mart 2008, Strasbourg

Çev: Dicle Çakmak

Avrupa'da baskın olmayan grupların insan haklarının korunması ve yaygınlaştırılması 1999'ların erken dönemlerinden beri Ofisim tarafından yapılan çalışmaların merkezinde olmuştur.

Yürürlüğe girmelerinin 10.yılını kutladığımız bu iki anlaşmanın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade ettiği gibi "çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik" yoluyla karakterize edilmesi gereken demokratik Avrupa toplumlarının en güçlü dayanaklarından ikisini oluşturduğuna inanıyorum.

Avrupa toplumlarının daima çoğulcu olduklarını ve olacaklarını düşünüyorum. Fakat her zaman hoşgörülü ve açık fikirli olamamışlardır.

Birçok ziyaretimde ve Avrupalı merkezi, bölgesel veya yerel yetkililerle olan temaslarım esnasında anladım ki, yetkililer sosyal çoğulculuk, başka bir deyişle baskın ve baskın olmayan grupların ya da dillerin bir arada yaşamasıyla meydana gelen gerilimlerle her zaman etkili bir şekilde başa çıkamıyorlar.

Önemli görevlerimden biri, Avrupa Konseyi'nin insan hakları belgelerinde de yer alan insan haklarına dair bilincin yaygınlaşmasını ve insan haklarına etkili bir şekilde saygı duyulmasını teşvik etmektir.

Hem Çerçeve Sözleşme hem de Avrupa Şartı, Avrupa Devletlerinin politika ve uygulamalarına mükemmel bir rehberlik temin etmektedir. Anlaşmalar, son derece önemli olan ve Devletin pozitif yükümlülüklerine karşılık gelen programlı, belirli, eyleme dayalı, uzun sureli standartlar sağlıyor.

Bu nedenle Devlet ziyaretlerimdeki raporlarda bu iki Avrupa sözleşmesini yerel seviyede insan haklarının etkin bir şekilde korunmasının iki önemli ölçütü olarak, sistematik bir biçimde kullanıyor ve atıfta bulunuyorum. Bu anlaşmalara henüz taraf olmayan ülkelerde, söz konusu belgelerdeki standartların demokratik Avrupa Devletleri için değer ve önemine her zaman dikkatleri çekiyorum.

Bu alanla ilgili olarak benim asıl görevim iki özel komite, Çerçeve Sözleşmenin Danışma Komitesi ve Avrupa Şartları Uzmanlar Komitesi tarafından desteklenen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin denetleme çalışmalarına katkı sağlamaktır.

Gerçekte, ben Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 1999'da Komiserlik Ofisinin kurulmasına ilişkin Kararıyla, gerekli olan zamanlarda insan haklarıyla ilgili durumu yerinde incelemek üzere görevlendirilmiş bulunmaktayım. Politik açıdan oldukça hassas fakat bir o kadar da önemli olan bu alan bana ek görevler getirmiştir.

Üye devletler her zaman ofisimin bağımsız ve etkili performansını kolaylaştırmaktadır. Ofisim ve Avrupa Devletleri arasındaki karşılıklı güven, yeryüzünde yaşayan ulusal azınlıkların ve bölgesel ve bölgesel ya da azınlık dillerinin korunmasını amaçlayan çabalarımız için oldukça değerlidir.

Özellikle uzun bir tarihsel dönem boyunca süre giden ayrımcılığa ve düşmanlığa maruz kalan, bazı dönemlerde zulüm gören ve bu yüzden özel bir şekilde bahsedilmeyi hak eden en önemli Avrupalı azınlık Romanlardır. Bir azınlık olmalarına rağmen Avrupa'da yaklaşık on milyon Roman bulunmaktadır.

Romanlar, yüzyıllardır yaşadıkları ülkelerde bile, nüfusun çoğunluğu tarafından kendi ülkelerinde yabancı gibi görülmektedirler. Bu konuda doğrudan edindiğim deneyimler, beni Avrupa'daki Romanların korunması için uzun sureli ve dinamik çabaya acilen ihtiyaç duyduğumuza ikna etti.

Bu hususta bölgesel ve yerel yetkililere büyük iş düştüğünün altını çizmeliyim. Üzülerek söylüyorum ki, Avrupa'daki Romanların karşı karşıya kaldığı dışlanma ve düşmanlıklar bölgesel veya yerel yetkililerin eylemlerinden ya da eylemsizliklerinden kaynaklanmaktadır. İnsan hakları standartları sadece merkezi otoriteyi bağlamaz. Bu sebeple, bölgesel ve yerel otoritelerin ve toplumların insan haklarına daha duyarlı olmalarını sağlamak için, özellikle ulusal insan hakları eylem planlarında, daha sistematik ölçütlerin benimsenmesi gerekmektedir.

Son olarak şimdiye kadar yeterince üzerinde durulmamış bir konuya dikkat çekmek isterim, Ulusal İnsan Hakları Yapıları(Ombudsman ve Ulusal İnsan Hakları Komisyonları) bu alanda önemli bir rol oynayabilir. Ulusal İnsan Hakları Yapıları büyük potansiyele sahiptir. Ulusal insan hakları politikaları ve uygulamalarının iyileştirilmesine yardımcı olmak amacıyla, kendi Devletlerinin kurulan Ulusal İnsan Hakları Yapıları ulusal otoritelerden bağımsızdır.

Ulusal alanda dışlanmış, baskın olmayan gruplarla doğrudan iletişim kurabilme kabiliyetleri onları işimde oldukça değerli kılıyor. Hakları yaygınlaştırılması ve devlet organlarının yanı sıra kamuoyunun eğitilmesi Ulusal İnsan Hakları Yapılarının en önemli görevlerindendir. Bu sebeple bütün paydaşların bu kuruluşlarla birlikteliğinin yararlı olacağını düşünüyorum.

Sonuç olarak, Çerçeve Sözleşme ve Avrupa Sözleşmesi'nin yürürlüğe girmesinden 10 yıl sonra "Nerede duruyoruz?" sorusuna vereceğim cevap, dikkate değer şekilde olumlu adımlar atmamıza rağmen önümüzde hala uzun ve zorlu bir yolun olduğudur.

Sizi temin ederim ki, Avrupa'da baskın olmayan ulusal ve dilsel azınlıkların korunması konusu gündemimin en önemli maddesi olarak kalacaktır.

https://wcd.coe.int/com.instranet.InstraServlet?Index=no&command=com.

instranet.CmdBlobGet&InstranetImage=245500&SecMode=1&DocId=1225908&Usage=2

 

E-Mail Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize üye olun.