localhost

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Reklam
English (United Kingdom)
Anasayfa Makaleler Düşünce ve İfade Özgürlüğü Yasakçıyı üzmeden özgürlüğü savunmak

Yasakçıyı üzmeden özgürlüğü savunmak

e-Posta Yazdır PDF
22.02.2008

Türban düzenlemesine karşı alternatif imza metinleri düzenleyen ‘utangaç yasakçılar'ın argümanları yarın başka özgürlükler için de kullanılabilecek ‘modüler' argümanlardır.

BERAT ÖZİPEK
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

HİÇBİR şey söylememek için her şeyin söylenmesi gerekti' diyor şair. Genellikle açık bir tutum almak istemeyenlerin tavrıdır bu. Örneğin bir grup vatandaş çok temel, çok doğal bir hak mı talep ediyor? Meclis'te görüşülmekte olan bir yasa var ve sizden görüş açıklamanız mı isteniyor? ‘Evet' diyemiyorsunuz, ama ‘hayır' da olmuyor. Bu durumda fikriniz sorulduğunda, ‘olayı bir bütün olarak ele almak gerek' diye başlarsınız söze. Zira ‘konu çok boyutlu'dur. Siz elbette o vatandaşlarımızın haklarına karşı değilsinizdir, ama konunun hukuki, toplumsal ve siyasal ve boyutlarını ele alan geniş bir değerlendirme yaparsınız. Gerçekten de her şeyi söylemişsinizdir; sözlerinizin arasında ‘bu elbette onların hakkıdır' da vardır; yani kimse size ‘bunu hak görmüyor, ayrımcılık yapıyor' diyemez.

Utangaç yasakçı

Başörtüsü konusunda da öyle oldu. İlk iktidar döneminde bu konuyu hiç açmayan, yıllar sonra ilk kez bu konuda bir girişimde bulunan hükümet, karşısında yine bildik yasakçı koalisyonu (CHP, medya, bürokrasi) buldu. Beklenen bir durumdu bu. Ama bu kez trajik olan, özgürlüklerden yana olan veya öyle bilinen bazı isimlerin de, konu ‘türban'a gelince adeta afallamaları, başka haklardaki özgürlükçü tutumlarını izleyememeleri oldu. ‘Evet, koşulsuz özgürlük' diyemediler, serde demokratlık olduğundan, ‘hayır' da diyemediler. Ve konuştular, hiçbir şey söylememek üzere konuştular.

Üniversitede kılık kıyafet özgürlüğü için imza toplayan 3.500 akademisyenin yanında yer almayanların alternatif metinlerindeki tavır buydu. O metinlere imza atan herkesin ‘utangaç yasakçı' olduğunu söylemiyorum; tanıdığım kadarıyla bu sınıfa sokamayacağım isimler de var. Ama sonuçta ortaya çıkan metin, bir insan hakkı ve onun ihlalini savunanlar söz konusu olduğunda ‘üçüncü şıkkın imkansızlığı'nı görmüyor, siyaseten doğrucu (politically correct) bir dille, adeta ipe un sererek, yasakçı yaklaşıma hizmet ediyor.

Şimdi o metinlerden birini özetleyelim: ‘AKP-MHP'nin Türkiye'ye dayattığı türban çözümü sadece belli bir kesimin özgürlük alanını genişletmek üzere düşünülmüş sakıncalı bir formül'müş, ‘ne yükseköğrenimde akademik özgürlükler sorunu, ne orta öğrenimdeki din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması' konuşuluyormuş.

Bir kesimin hakkı iade edilirken ‘sadece belli bir kesimin özgürlüğü'nü konuşmanın neresi yanlış? Demokratik süreç içinde parlamentodan geçen bu yasa kime ne dayatıyor? Orta öğrenimdeki zorunlu din dersi elbette yanlış, ama şimdi o gündemde değil diye buna da mı karşı çıkalım? Bu metni geçelim, en azından daha derli toplu görülen ikinci metni, -belki de ilk metnin sonraki versiyonudur- okuyalım:

Üniversitelerde öğrencilerin kılık kıyafetlerinden dolayı ayrımcılığa ve baskıya maruz kalmadan eğitimlerini sürdürme hakkını savunuyoruz'. Aslında söylemeleri gereken bundan ibaretti; çünkü bu ifade, başı açık ve örtülü olan bütün öğrenciler için özgürlüğü güvence altına alıyordu. Bunun ardından gelen ‘ama, yalnız, bununla beraber..' gibi bir başlangıç, tıpkı, hakları ilk fıkrada tanıyıp ikinci fıkrada geri alan 82 Anayasası gibi bir anlam taşıyacaktı. Ve maalesef ikinci cümle öyle başladı:

Bununla beraber, bu sorunun tek başına ve hukuku zorlayan yöntemlerle gündeme getirilmesinin, ülkemizde giderek yükselmekte olan muhafazakárlaşma ve kutuplaşmayı pekiştirmesinden kaygı duyuyoruz'.

‘Muhtemel tehlikeler'

Bu sorun tabii ki ‘tek başına' gündeme getirilebilir; tıpkı diğer bütün sorunlar gibi. Başörtüsü düzenlemesiyle 301'i aynı anda yapmak mümkün veya şart mıdır? 301 ile ilgili bir düzenleme olsaydı başörtüsü yasağı söz konusu edilecek miydi? ‘Ülkemizde giderek yükselmekte olan muhafazakarlaşma' ile yasağın ne ilgisi var? Bu doğruysa bile, bir hakkın tanınmasına engel mi?

Okumaya devam edelim:

‘Kılık kıyafet özgürlüğünü sağlayacak düzenleme, toplumun farklı kesimlerinin özgürlük taleplerini kapsayan bir genel demokratikleşme programı içinde ele alınmalıdır. Bu programın, öncelikle ‘Ötekilerin' fiilen baskı ve ayrımcılığa maruz bırakılmalarına karşı açık yasal yaptırımlar getirilmesi, 301. maddenin derhal kaldırılması, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, akademik özgürlüklerin güvence altına alınması, Kürt, Alevi ve gayrimüslim yurttaşların eşit hak istemlerinin karşılanması... Toplumsal mutabakatın, ancak bu temelde gerçekleşebileceğine inanıyoruz.'

Gelin şimdi ‘semptomatik okuma'yı mümkün kılacak bir ‘deney', yapalım: Vakıf yasasının Meclis'te olduğu şu günlerde, bu metindeki ‘kılık kıyafet' ile ‘gayrimüslim' sözcüklerinin yerini değiştirip bir kez daha okuyalım. Yani ‘gayrimüslimlerin özgürlüğünü sağlayacak bir düzenleme'yi, ‘öncelikle' 301'den zorunlu din derslerine, Kürt, Alevi ve başörtülü kadınların haklarından emekçilerinkine bağlayacak biçimde yeniden okuyalım (Gayrimüslim yerine Kürt ve Alevi de olur).

Bütün yasaklar yasaklansa

Ne kadar itici, işi yokuşa süren ve hatta şoven bir metin haline geldi değil mi? Hem de bir hakkın karşısına diğer bir hakkı çıkaran, gayrimüslim vatandaşlarımızın haklı taleplerini engellemek için 301'den Kürt ve Alevi vatandaşların haklarına kadar bir dizi şart getiren bir metin. Bugün yaşadığımız budur ve sadece budur. Daha kötüsü, bu metinde ‘türban düzenlemesi'ne karşı getirilen bütün argümanlar, yarın diğer özgürlükler için de kullanılabilecek ‘modüler' argümanlardır.

Başörtüsü yasağını kaldırmak ve katsayı adaletsizliğini gidermekle, 301'i kaldırmak, gayrimüslim vatandaşlarımızın vakıf sorunlarını evrensel hukuk ve eşitlik temelinde çözmek, Kürt vatandaşlarımızın anadilde eğitim ve yayın hakkının tanınması, çeteleri çökertmek birbirinin alternatifi değildir. Öyle sananlar, sadece insan haklarını anlamadıklarını göstermiş olmuyorlar, aynı zamanda bütün bunların gerçekleştirilmesini mümkün kılacak kolektif hak mücadelesine de zarar veriyorlar. Görünen o ki, bazı haklar ve bazı kesimler söz konusu olunca Türkiyeli aydınlardan hayır yok. Müslümanlar için din ve vicdan özgürlüğü sağlayacak düzenlemeleri Hükümet onların desteğiyle değil, onlara rağmen yapmak zorunda. Böyle bir ülkede ayrımsız insan haklarından yana olanların işi de zor: bazen Hükümet'le, bazen özgürlükler konusunda seçici davranan aydınlarla uğraşmak zorundalar.

18.02.2008

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=143055

 

E-Mail Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize üye olun.