localhost

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Reklam
English (United Kingdom)
Anasayfa Makaleler Kadının İnsan Hakları Maud de Boer Buquicchio: Toplumsal Cinsiyet eşitliği insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır.

Maud de Boer Buquicchio: Toplumsal Cinsiyet eşitliği insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır.

e-Posta Yazdır PDF
01.03.2008

Avrupa Konseyi Genel Sekreter Vekili Maud de Boer-Buquicchio'nun Konuşması

"Avrupa'daki toplumsal cinsiyet eşitliği standartları ve mekanizmaları: finansman ve etkin işleyiş" konulu yan etkinlik- Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 52. Oturumu

Çev: Işıl Göksel

New York, 27 Şubat 2008

Ekselansları, Bayanlar ve Baylar;

Yine burada benzer bir konudaki benzer bir etkinlikte, 1995 Pekin'den beri elde edilen gelişmeleri bir "toplumsal cinsiyet eşitliği saati" kullanarak değerlendirmeye çalıştığım, ve gözümüzü bu eşitlik saatinden ayırmamamız gerektiğini belirterek bitirdiğim konuşmamın üzerinden tamı tamına üç yıl geçti; ve ben, bugün, tekrar burada, Avrupa'daki toplumsal cinsiyet eşitliği standartları ve mekanizmaları konulu yan etkinlikte bulunmaktan büyük bir kıvanç duyuyorum.

Bugün, yani tam üç yıl sonra, bütün kadın ve erkeklerin gözlerinin hala bu saat üzerinde olduğundan, ve geçen zamana rağmen, tolumsal cinsiyet eşitliğinin, gündemden düşmediğinden emin olmak istiyorum.

Pekin + 13 - Peki bugün neredeyiz?

Bu konuda yasal bir çerçevenin varlığından- ya da neredeyse var olduğundan- söz etmemiz mümkün. Hepiniz bu konunun uzmanları olduğunuz için, şu ana kadar -küresel, bölgesel ya da ulusal düzeyde- kabul edilmiş, toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmeye yönelik yasal belgelerin detaylarına inmeme gerek olmadığını düşünüyorum. Doğrusu, toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak için çalışma konusunda vardığımız karara dayalı başlıca sözleşmeler, '95 Pekin öncesinde bu yasal çerçeveyi çoktan oluşturmuştu. Pekin'den bu yana da, bu çerçeveye yeni metinler eklendi.

Bizim için Avrupa Konseyi'nde, kadın-erkek eşitliği, insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğu gibi, demokrasi ve sosyal adaletin de önkoşuludur. Avrupa Konseyi, insan haklarını koruma ve geliştirme amacıyla, kadın ve erkeklerin siyasi ve kamusal hayata dengeli katılımı ve bütün program ve politikalarımıza toplumsal cinsiyet perspektifinin dahil edilmesinin teşviki için kadınların özgürlük, haysiyet, fiziksel ve ahlaki bütünlüklerine karşı yapılan her türlü müdahaleyi belirleyip, bunlarla mücadele etmeyi hedeflemektedir.

Bu yüzden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12. Protokol adı altındaki ek protokolünde eşitlik konusuna değinilmesi oldukça önemlidir. Bu Protokol, kişinin, kanunda beyan edilen herhangi bir hakkını kullanması sonucunda, herhangi bir idari makam tarafından, bilhassa da cinsiyete dayalı, ayrımcılığa uğramasını yasaklayan genel bir hüküm içermektedir. Aynı zamanda, Protokol, Avrupa'daki her kadına, yasal olarak tanınmış hakları ile ilgili herhangi bir toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkla karşılaşması durumunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikayette bulunabileceği bir forum sağlamaktadır. Mahkeme'nin bu protokol ile ilgili içtihat hukukunu oluşturup, gerçek koruma kapsamını belirlemesini gerçekten dört gözle beklemekteyim.

Ayrımcılığı yasaklayan kanunlar, çok önemli olmalarına rağmen, aslında yetersizdir. Kadın-erkek eşitliğini sağlamak için pozitif tedbirler de alınmalıdır. Her otoritenin sahip olduğu toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirme yükümlülüğü, sadece cinsiyete dayalı ayrımcılık içeren dava ve durumlarla sınırlı değildir. Devletlerin, toplumsal cinsiyeti gerçekleştirmek ve toplumsal cinsiyete dayalı her türlü ayrımcılığı önlemek için pozitif önlemler almaları da gerekmektedir.

Fakat, onlarca yasal belgeye rağmen, artan eviçi şiddet ve insan kaçakçılığı gibi bazı endişe verici gelişmeler de hala yaşanmaktadır. Bütün bu gelişmelerin ortak noktası ise, hepsinin kaynağının kadınların insan haklarına ve içsel haysiyetlerine gösterilmesi gereken saygının henüz giderilemeyen eksikliğidir.

Hepinizin de bildiği gibi, insan kaçakçılığı, başta kadın ve çocukları etkilemektedir. Avrupa Konseyi'nin İnsan Kaçakçılığı'na karşı eylemi üzerine olan yeni antlaşması, mağdurların temel insan haklarını koruma, kaçakçılığın önlenmesi ve sorumluların cezalandırılması konularına odaklanmış; ve Avrupa Konseyi'ne üye olmayan ülkelere de açık olan bu antlaşma, bu ayın başında yürürlüğe girmiştir. Antlaşmayı, bugüne kadar 23 devlet imzalamış, 15 devlet ise onaylamıştır. Sözleşmeye bağlı olarak kurulan "GRETA" isimli, önümüzdeki yıldan itibaren çalışmaya başlayacak ve taahhütlerimizi sözlerden ve yasal metinlerden gerçeğe taşıyacak olan bağımsız izleme mekanizmasından ise, gerçekten çok büyük beklentilerimiz olduğunu söyleyebilirim.

Bir de eviçi şiddet var ki, bu, kadınların insan haklarına karşı oldukça ciddi hakaretlerden biridir. Avrupa Konseyi, son iki yıldır Avrupa'nın her yerinde ve her düzeyde yoğun çabalarla sürdürdüğü ve yakında sona erecek olan, kadınların temel haklarının bu kabul edilemez ihlali ile ilgili sessizliği sonlandırma amacını güden bir kampanya yürütmektedir. BM Genel Sekreteri'nin aynı konuda küresel bir kampanya hazırlama inisiyatifini de büyük bir hoşnutlukla karşılıyor, ve deneyimimizi paylaşmaya ve BM'in konuyla ilgili çabalarını desteklemeye hazır olduğumuzu belirtmeme gerek bile olmadığını düşünüyorum.

Bu kampanyadan çıkardığım derslerden biri, kadına karşı eviçi şiddeti önlemek ve bununla mücadele etmek için yeni ve kapsamlı bir yasal çerçeveye (en azından Avrupa'da) ihtiyaç duyulduğudur. Ulusal kanunlar arasında hala tutarsızlıklar bulunmakta, ve kadınların en temel haklarına yapılan bu kabul edilemez ihlallere karşı mücadele etmek için yasal önlemlerle ilgili daha katedilmesi gereken oldukça uzun bir yol bulunmaktadır.

Kısacası, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik uygun yasal çerçevenin, tam anlamıyla değil; ama, neredeyse hazır olduğunu düşünüyorum.

Bu çerçevenin tam anlamıyla hazır olması için ise, Avrupa Konseyi, geçen sene toplumsal cinsiyet eşitliği standartları ve mekanizmaları üzerine bir Tavsiye Kararı kabul etti, ve bu Tavsiye Kararı, toplumlarımızda etkin bir toplumsal eşitliğe ulaşma adına gerçekten detaylı bir proje olarak da kabul edilebilir. Tavsiye Kararınin amacı, 47 hükümetin toplumsal cinsiyet alanında kabul ettiği yükümlülüklerini, etkin bir şekilde yerine getirdiklerinden de emin olmaktır. Bu Tavsiye Kararı ile, hükümetler ülkelerinde etkin bir toplumsal cinsiyet eşitliği sağlama konusunda katettikleri yolu değerlendirmek için bir kontrol ve kıstas listesi de edinmişlerdir.

Bu Tavsiye Kararı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sadece "kadınların meselesi" değil, aynı zamanda erkekleri de ilgilendiren bir konu olduğunu göstermekte, ve toplumu bir bütün olarak etkilediğini öne sürmektedir. Erkekler, sadece toplumsal eşitlik konusu ya da bunun eksikliği ile ilgilenip, eşitliğe ulaşmak için çaba harcamaktan öte, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, kadınların olduğu kadar, kendi lehlerine de olduğunu kavramalı ve bunu gerçekten istemelidirler.

Kısacası, Tavsiye Kararı, toplumsal eşitlik lehine olan yasal standartlarla, etkin -gerçek, hakiki- toplumsal eşitliğin arasındaki boşluğu doldurmaktadır. Hükümetler, inisiyatifi ele alan, toplumsal cinsiyet için orta yolu bulan ve kadın ve erkeklerin yaşam koşullarındaki farklılıkları da kabul eden politika ve stratejiler hazırlamak ve bunları etkin bir şekilde uygulamak zorundadır.

Finansal önlemler ve kamu sektörünün ekonomik yönetimi de dahil, her alana toplumsal cinsiyet perspektifi getiren çeşitli metod ve prosedürler bulunmaktadır.

Mesela, Avrupa Konseyi'nde, sonuca yönelik bütçeleme politikası geliştirilmiştir, ve amaç; etkinliklerimiz ve amaç, araç ve sonuçlarımız arasındaki ilişkileri vurgulamak için, bu yönetim aracına, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini de ekleyerek, onu daha sofistike bir hale getirmektir. Bütçelerin toplumsal cinsiyete duyarlı analizleri, bu konudaki gelişimin izlemesini de beraberinde getirecektir.

Bayanlar ve Baylar, toplumsal cinsiyet eşitliği, hafif, iddiasız ya da ihtiyatlı eşitlik demek olmamalıdır.

Değinmek istediğim son nokta ise, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, karar verilirken sadece kadınların göz önünde bulundurulması demek olmadığıdır. Esas olan, kadınların kendi kararlarını verirken, eşit olmasıdır. Bu yüzden de, siyasi ve kamu yaşamındaki eşitlik, fevkalade önemlidir.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan Avrupa'daki ilk, dünyada ise Yeni Zelanda ve Avustralya'dan sonra üçüncü ülke olan Finlandiya, iki yıl önce bu hakkı tanıyışının 100. yıl dönümünü kutladı. Bu geçen bir yüzyıl içinde, kadınlar Avrupa'da ve dünyada oy kullanır ve çeşitli şekillerde temsil edilir hale gelmiş de olsa, hala siyasi ve kamu karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmemekte, ve bazı önemli siyasi konulara dahil olma konusunda pekçok zorlukla karşılaşmaktadırlar.

Kadın ve erkeklerin siyasi ve kamu karar süreçlerine dengeli bir şekilde katılımı üzerine 2003 tarihli bir Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı; seçilen meclislerde, devletlerin danışmanlık kurumlarında, siyasi partilerde, sendikalarda ve kamu otoritelerince kurulmuş medya kurumlarının karar verme organlarında her iki cinsiyetin temsilinin de en az % 40 oranında olmasını öngören bir "eşitlik eşiği" kavramı getirmiştir.

Avrupa Konseyi'nce kadınların Avrupa'daki ulusal meclislere katılımı ile ilgili toplanmış en son bilgilere göre, genel ortalama % 21, ulusal hükümetlere katılım ise % 20 oranındadır. Benim kendi kurumumda, yani 1949'da toplumsal cinsiyet eşitliğinin de bir parçası olduğu İnsan Hakları'nı korumak ve geliştirmek amacıyla kurulmuş Avrupa Konseyi'nde bile, ilk kadın Genel Sekreter Vekili olarak seçilmem, kurumun ancak 53. senesinde gerçekleşti.

Yıllar boyunca yaşadığımız bütün gelişmelere rağmen, bu % 40'lık eşitlik eşiğine erişilene kadar, bir kez daha tekrar ediyorum ki, temel bir insan hakkı ve sosyal gelişim ve ekonomik refahın da ön koşulu olan samimi ve etkin bir toplumsal cinsiyet eşitliğinden bahsetmemiz mümkün olmayacaktır.

Konuşmamı, başlanrken de bahsettiğim eşitlik saatime dönerek tamamlamak istiyorum. Saat durmadan ilerliyor, ve zaman bir cevher gibi. Bazıları, dünyanın, kadınların en temel haklarını kullanabilmeleri ve eşit bireyler olarak kabul edilmeleri ile ilgili çığıraçan kararının üzerinden sadece 13 yıl geçtiğini söyleyebilir.

Sadece 13 yıl? Ben aynı fikirde değilim. Bu geçen zamanda, yeni bir nesil yetişti, ve bu neslin şimdi birer yetişkin kadın olan küçük kızlarının pek çoğu tam ve etkin eşitlik haklarından mahrum edilerek büyüdü. Saat ilerlemeye devam ediyor, ve zaman çok kısa. Bence, çabalarımızı hızlandırma zamanı çoktan geldi.

Teşekkür ederim.

http://www.coe.int/t/dc/press/News/20080228_disc_sga_newyork_en.asp

 

E-Mail Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize üye olun.