localhost

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Reklam
English (United Kingdom)
Anasayfa Makaleler Mülkiyet Hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Mülkiyet Hakkı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Mülkiyet Hakkı

e-Posta Yazdır PDF
08.11.2004

Türkiye Barolar Birligi Dergisi’nde ve Izmir Barosu Dergisinin Ekim 2004 tarihli 69. sayisinda yayimlanmistir.Av. Güney Dinç, bu çalisma nedeniyle herhangi bir ekonomik destek almadigi gibi, kendisini telif ücreti de ödenmemistir.
 

I - GIRIS VE HUKUKSAL SÜREÇ

II - MÜLKIYET HAKKININ TANIMI VE IÇERIGI
1) Mülkiyet Hakkinin Kazanilmasi,
2) Mülkiyet Hakkinin Barisçil Kullaniminin Sinirlandirilmasi,
3) Mülkiyet Hakkinin Sonlandirilmasi,
4) Mülkiyet Hakkinin Içerigi.

III - MÜLKIYET HAKKININ SÖZLESME’NIN DIGER MADDELERI ILE ILISKISI
1) 1 Numarali Protokol’ün 1. Maddesinin Sözlesme’nin 8 ve 14. Maddeleriyle Birlikte Uygulanmasi
2) Mülkiyet Hakkinin Adil Yargilanma Hakki Ile Birlikte Degerlendirilmesi

IV - MÜLKIYET HAKKININ AIHM KARARLARI ILE KORUNMASI
1) Korumanin Yöntemi
2) Korumanin Boyutlari
3) Uygulamadan Örnekler
a) Mülkiyet Hakkinin Yasama Organinca Denetimi
b) Yargi Organlarinca Alinan Önlemler
c) Yürütme Organinin Uygulamalari
ca) Imar Planlari Ile Getirilen Kullanim Sinirlamalari
cb) Kamulastirmasiz Elkoyma
cc) Kamusal Ruhsatlar ve Tarifeler

V - ÜLKE SINIRLARINDAKI DEGISIMLER VE MÜLKIYET HAKKI

VI – AIHM KARARLARININ TÜRK HUKUKU ÜZERINDEKI ETKILERI

I – GIRIS : HUKUKSAL SÜREÇ
Avrupa Insan Haklari Sözlesmesi’nde mülkiyet hakkini düzenleyen bir kural bulunmuyordu. Aslinda mülkiyetin korunmasi, Kapitalist Avrupa için son derece önemli ve belirleyici bir gereksinimdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birligi çevresinde örgütlenen komünist ve sosyalist yönetimlere karsi mülkiyetin korunmasini temel haklar arasinda degerlendirmeyen bir yapilanmanin kapitalizm açisindan yetersiz kalacagi açikti.

Savas yorgunu Avrupa’nin mülkiyet konusundaki tutumunu belirlemesini geciktiren geçerli nedenleri bulunuyordu. Öncelikle savasin yakip yiktigi kentlerin onarimi, bir çogunun yeniden yapilmasi gerekiyordu. Kimi ülkelerin sinirlari degismis, topraklarinin bir bölümü baska ülkelerin egemenlik alaninda kalmisti. Nazi soykirimindan kaçarak yasamlarini kurtarabilenler, malvarliklarini birakarak baska ülkelere göçmüslerdi. Devletler, böylesine karmasik bir ortamda devinim olanaklarini kisitlayip ekonomik yükümlülüklerini arttiracak düzenlemeleri sakincali görmüs olabilirlerdi. Bu arada siyasal, ekonomik seçenekler konusundaki belirsizlikler de sürüyordu.

Yukarida kisaca özetledigimiz kosullarda mülkiyet hakkini da Sözlesme kapsamina almak amaciyla 20 Mart 1952 ‘de Paris’te imzalanan “Insan Haklarini ve Ana Hürriyetleri Korumaya Iliskin Ek Protokol” , yeterli onaylar saglandiktan sonra , 18 Mayis 1954 ‘te yürürlüge girdi.

Türkiye 19 Mart 1954 günlü ve 8662 sayili Resmi Gazete’de yayinlanan 6336 sayili yasa ile AIHS’ni , Ek (1 numarali ) Protokol ile birlikte onaylayarak ulusal hukukumuza katti.

Kamusal özgürlükleri düzenleyen AIHS’nde ekonomik konulara çok az yer verilmisti. 2. maddedeki zorla çalistirma yasagi, 11. maddedeki sendika hakkindan sonra , 1 numarali Protokol ile , mülkiyet hakki da Sözlesme güvencesi altina alinmis oldu.

1 Numarali Ek Protokol’ün mülkiyet hakkiyla ilgili 1. maddesini , Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce onaylanan yasanin diliyle asagiya aktariyoruz:

“Her hakiki veya hükmi sahis mallarinin masuniyetine riayet edilmesi hakkina maliktir. Herhangi bir kimse ancak amme menfaati icabi olarak ve kanunun derpis eyledigi sartlar ve devletler hukukunun umumi prensipleri dahilinde mülkünden mahrum edilebilir.

Yukaridaki hükümler , devletlerin , emvalin umumi menfaate uygun olarak istimalini tanzim veya vergilerin veyahut da sair mükellefiyetlerin veyahut da para cezalarinin tahsili için zaruri gördükleri kanunlari yürürlüge koymak hususunda malik bulunduklari hukuka halel getirmez.”

II – MÜLKIYET HAKKININ TANIMI VE IÇERIGI :
Maddenin 1. paragrafinda açik bir tanim verilmeksizin “ mallarin masuniyeti” nden söz edilmis ayrica hukukun genel ilkeleri çerçevesinde kisinin “mülkünden mahrum edilebilecegi” belirtilmistir. Bu yaklasim , mülkiyet hakkinin kapsaminin ve elde edilis yöntemlerinin ulusal hukuklara birakildigini , kisitlamalarin ise ulusal düzenlemeleri de asarak , genel ilkeler dogrultusunda yürütülecegini benimsemistir.

Devletlerin kamu yarari açisindan etkinlik alanlarina deginen ikinci paragrafta ise , “mallar, vergiler, diger yükümlülükler ve para cezalari” sözcükleri geçmektedir. Ayricaliklari belirtmek amaciyla da yazilmis olsa, bu kavramlarin da mülkiyet hakkinin ögeleri arasinda düsünüldügü anlasilmaktadir.

1 numarali Ek Protokol’ün onaylandigi yillardaki belirsizlikler nedeniyle, Avrupa Insan Haklari Mahkemesi de oldukça gevsek bir denetim izledi. Mülkiyet hakkinin protokole kosut olarak AIHM’nce yorumunu dört alt baslik altinda degerlendiriyoruz :

1) Mülkiyet Hakkinin Kazanilmasi :
Mahkeme kararlarinda, mülkiyet hakkinin
kazanilmasinin Sözlesme güvencesi altinda bulunmadigi vurgulanmaktadir. Gerçekten de, protokolün 1. maddesi, varolan, edinilmis bir hakkin kullanimi ve korunmasiyla ilgilidir. Protokol, gelecekte elde edilecek malvarligiyla ilgili güvenceler içermemektedir.

2) Mülkiyet Hakkinin Barisçil Kullaniminin Sinirlandirilmasi :
Mahkeme, üye ülkelere, hakkin özünü ortadan
kaldirmamalari kosuluyla, izledikleri ekonomik ve siyasal politikalar dogrultusunda mülkiyetin barisçil kullanimini sinirlandirmalari açisindan oldukça genis yetkiler tanimaktadir. Mahkeme, bu konularda en dogru degerlendirmelerin ulusal organlarca gerçeklestirilecegi görüsündedir. Mülkiyetin kullanimina getirilen sinirlamalara karsi ulusal yargi yolu kapatilmissa ya da bu anlama gelebilecek kisitlama ve engeller konulmussa, Mahkeme, Sözlesme’nin bütünlügü dogrultusunda yargisal denetimini sürdürmektedir.

3) Mülkiyet Hakkinin Sonlandirilmasi :
Protokol’ün 1 maddesinin 1. paragrafinda belirtildigi
gibi devletler, kamu yarari amaciyla ve yasa ile mülkiyet hakkini sonlandirabiliyorlar. Mahkeme, kamu yararinin belirlenmesinde de ulusal organlarin önceligini ve etkinligini benimsiyor. Açikça hakkin kötüye kullanilmasi niteliginde degil ise, ulusal organlarca kamu yararina uygun görülen islemler, Mahkeme’ce de Sözlesme’ye uygun bulunmaktadir. Malvarligindan yoksun birakilan kisinin zararlarin, yitikleriyle orantili bir bedel ödenerek giderilmesi gerekmektedir.

Mahkeme, ulusal yargi kararlarinin geciktirilmesi ya da hiç uygulanmamasi yoluyla mülkiyet hakki yönünden kisilere verilen zararlari, açik sözlesme ihlalleri olarak degerlendiriyor.

4) Mülkiyet Hakkinin Içerigi :
Geleneksel hukuk anlayisinda oldugu gibi, ulusal
yasalarimizda da mülkiyet hakki, belli bir malvarligi üzerindeki egemenlik biçiminde algilaniyor. Malvarligi, genellikle bir takim somut nesnelerden olusuyor. Bu konudaki en kapsamli tasnif, tasinir ve tasinmaz mallar ayrimi oluyor. Önalim, geri alim, kullanma, oturma, yararlanma, tasinmaz yükümlülügü gibi tapu siciline islenen haklar, dogrudan dogruya mülkiyet hakki kapsaminda degerlendirilmiyor.

AIHM, Sözlesme’nin açik bir tanim vermemesine karsin, mülkiyet hakkini çok genis olarak yorumladi. Temelleri Roma Hukuku’na kadar uzanan geleneksel mülkiyet tanimlarini bir yana birakarak, parasal degeri olabilen, nesnel ya da soyut hemen her konuyu mülkiyet hakki kapsaminda degerlendirdi.

Mülkiyet taniminin böylesine genis bir içerik kazanmasinda, Sözlesme’nin 6/1. maddesindeki “..medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili nizalar..” deyimi de etkili oldu. Mahkeme, yargisal denetimini yaparken ulusal tanimlarla bagli olmadigindan, uyusmazlik konusu olaylarin niteligini Ek Protokol’ün 1.maddesindeki mülkiyet hakki ve Sözlesme’nin 6/1. maddesindeki medeni hak ve yükümlülükler deyimleriyle birlikte belirliyor. Mahkeme’nin bu yaklasimi, ulusal tanimlari anlamsiz ve geçersiz kilmiyor. Ancak ulusal hukuka göre mülkiyet hakki içerisinde degerlendirilmeyen, kira, isçi ücretleri, haksiz tutuklama tazminati gibi daha bir çok konunun AIHM’nce bu tanim kapsaminda ele alinip karara baglanabileceginin bilinmesi gerekiyor.

Örnegin, kiracilar dernegi ödentisi (Langborger / Isveç 1989), içki ruhsati (Tre Traktörer AB / Isveç 1989) Sirket hisse senetleri (Bramelid ve Malmström / Isveç 1979 ), patent haklari (Smith Kline ve French Laboratories / Hollanda 1990), çarpisan gemilerle baglantili hasar tazminati (Pressos Compania Naveira SA / Belçika 1995 ), sinemanin müsterileri (Latridis / Yunanistan 1999), mülkiyeti kanitlanamayan Van Gogh tablosuna zilyedlik (Beyeler / Italya 2000), avukat stajyerinin ücretsiz çalistirilmasi (Van DerMuselle / Belçika 1983) , imar planlari ile getirilen geçici veya uzun süreli yapilasma yasaklari (Sporrong ve Lönnroth / Isveç 1982), (Allan Jakobsen / Isveç 1989), dogal sit kapsamina alinan tasinmaza getirilen kullanim sinirlamalari (Derlemaas / Hollanda 1991 ), benzin istasyonu isletme ruhsati (Benthem / Hollanda 1985), mahkemece bir kitabin zor alimina karar verilmesi (Handyside /Ingiltere 1976), kaçak altin sikkelerin zoralimi (Agosi /Ingiltere 1986) , kilise vergisi (Darby/ Isveç 1990), itfaiye hizmetine katilim vergisi (Karlheinz Schmidt / Almanya 1994) , tasinmaz kiralarina devletin müdahalesi (Mellacher ve digerleri / Avusturya 1989) , uçak ve gemi sanayinin millilestirilmesi (Lithgow ve digerleri / Ingiltere 1986), meslek odalarina üye olma zorunlulugu getirilmesi (Van Marle / Hollanda 1986), kamulastirma islemleri (Erkner ve Hofauer/Avusturya 1987) ve (Poiss / Avusturya 1987), özel yasa ile kisisel tasinmazlara kamulastirma yapilmadan bedelsiz el konulmasi Papamichaloupoulas / Yunanistan 1991), 1974 Kibris müdahalesi nedeniyle tasinmazlarindan yararlanamayan kisinin tazminat istemleri (Loizidou /Türkiye 1995, 1996, 1998 ) ,(Demades / Türkiye 2003), (Eugenia Michaelidou Developments Ltd and Michael Tymvios / Türkiye 2003) yüksek enflasyona karsin kamulastirma bedellerinin geç ödenmesi (Akkus / Türkiye 1997), (Aka / Türkiye 1998), hükümet güçlerinin konutlari yakmasi (Selçuk ve Asker / Türkiye 1998), tescil edilmis marka (Anheuser – Busch/Portekiz 2003), emekli ayliklari (Müller/ Avusturya 1997), haksiz tutuklama tazminati (Göç/Türkiye, 2002) mülkiyet hakki kapsaminda degerlendirilen uygulamalardan bazilaridir.

III – MÜLKIYET HAKKININ SÖZLESME’NIN DIGER MADDELERI ILE ILISKISI :
Sözlesme kapsaminda olduklari belirlenen haklar, ilgileri ölçüsünde Sözlesme’nin diger maddelerinin de uygulama alanina girebilmektedir. Mülkiyet hakkinin tartisildigi dava, 6.madde baglaminda, “..medeni hak ve vecibelerle ilgili bir niza..”dir. Böylece hem 1 Numarali Protokol’ün 1 maddesinin, hem de Sözlesme’nin 6. maddesindeki “adil yargilanma” güvencelerinin korunmasi altindadir. Eger mülkiyet hakki çignenen kisi, sorununu çözmeye yetkili ulusal bir organa basvurma olanagindan yoksun birakilmissa, Sözlesme’nin 13.maddesinin de ihlali söz konusu olabilmektedir. Olayda herhangi bir nedenle ayrimcilik yapilmasi durumunda, 14. madde de uygulanabilmektedir.

Tek basina Sözlesme’nin korunmasi altinda görülmedigi halde, diger maddelerle birlikte ele alindiginda ,Sözlesme ihlali olarak degerlendirilen olaylar, hukuksal korumanin boyutlarini genisletmektedir. Sözlesme’nin 8. ve 14. maddelerini 1 Numarali Protokol’ün 1.maddesiyle iliskilendiren Marckx / Belçika davasini ve bu süreci bütünleyen diger kararlari asagida özetliyoruz.

1) 1 Numarali Protokol’ün 1. Maddesi’nin Sözlesme’nin 8. ve 14. Maddeleriyle Birlikte Uygulanmasi :
Konu, evlilik disi çocugun annesinden ve diger yakinlarin-
dan alacagi miras paylariyla ilgilidir. Bn. Paula Marckx ile kizi Alexandra’nin iç hukuk yollarina gitmeksizin yaptiklari basvurunun karara baglanmasindan önce, Belçika yasalari evlilik disi dogan çocugun annesinden alacagi mirasi önemli ölçüde kisitliyordu. Basvurucular, gelecekte kendilerine de uygulanacak olan bu yasanin Sözlesme’nin 8. maddesindeki aile yasamina saygi, 14. maddesindeki ayrimcilik yapmama ve Ek 1.Protokol’ün 1.maddesindeki mülkiyete saygi ilkelerine aykiri düstügünü ileri sürdüler.

Mahkeme, 1 numarali protokolün l. maddesinin, mülkiyetin barisçi yollardan kullanilma ilkesini içermesi nedeniyle, yalnizca mülkiyet hakkini elde etmis kisilere uygulanabilecegini, Sözlesme’nin mülkiyet hakkinin miras veya diger yollarla kazanilmasini güvence altina almadigini belirterek , olayda mülkiyet hakkina iliskin düzenlemenin tek basina uygulanamayacagina karar verdi.

Ancak Mahkeme, Belçika Yasasi’nin evlilik disi çocugun annesinden alacagi miras olanaklarini kisitlamasi, yakin akrabalari yoluyla annesine düsecek mirastan yararlanma olanagini ortadan kaldirmasi ve annenin miras birakma hakkini sinirlandirmasi nedenleriyle, konunun 8. madde ile birlikte degerlendirildiginde, aile yasamina saygi açisindan ayrimcilik olusturdugu görüsüne vardi :

Ayrimciligi bir kez de mülkiyet hakki yönünden tartisan Mahkeme, “..kisinin mülkleri üzerinde tasarrufta bulunmasinin, hakkin özünü olusturmasina karsin, evli olmayan annenin çocuguna bagista bulunmasinin yasa ile kisitlanmasi nedeniyle..” mülkiyet hakki yönünden ayrimcilik yasaginin ihlal edildigi görüsüne vardi. (Marckx / Belçika 1979)

Belçika, AIHM’nce elestirilen yasalarini yenilemekte oldukça gecikti. Ancak 1987 yilinda gerçeklestirilen bir yasa degisikligi ile ayrimciliga neden gösterilen kurallari Sözlesme’ye uygun duruma getirdi.

Marckx davasina benzeyen bir olay, Avusturya’da da yasandi. Annesinin ölümü üzerine mirasçi niteligini kazanan basvurucu, evlilik disi dogmasi nedeniyle miras hakkinin yasa ile kisitlanmasinin ayrimcilik yasagina aykiri oldugunu ve mülkiyet hakkinin çignendigini ileri sürdü.

AIHM, Sözlesme’nin günün kosullarina uygun yorumlanmasi gereken bir belge oldugunu vurgulayarak, evlilik içi çocuk ile evlilik disi çocuk arasinda miras konusunda farkli uygulamalara gidilebilmesi için çok agir nedenlerin bulunmasi gerekecegi, farkli uygulamalarin ancak dogum disi ölçütlere dayandirilabilecegi görüsüyle, basvuru konusu olayda ayrimcilik yasaginin ihlal edildigine karar verdi.

Mahkeme’nin, ileride karsilasabilecegi olaylarin çözümünde seçenek çesitliligini korumak için açik kapi birakma egilimlerini de içeren karar, Avusturya’nin 1990 yilinda gerçeklestirdigi bir yasa degisimi ile uygulamaya konuldu. (Inze / Avusturya 1987)

Belçika’da evlilik disi çocugun miras payi, baska bir dava nedeniyle bir kez daha gündeme geldi. Davaci, Marckx kararindan önce ölen babaannesinden ve karardan sonra ölen dedesinden miras istemekteydi.

Yerel Sulh Hukuk Mahkemesi, AIHM’nin 13 Haziran 1979 günlü Marckx kararinin bu konuyu çok açik ve dogru bir biçimde çözdügünü belirterek, o sirada ayrimciligi sürdüren yasanin henüz yürürlükte olmasina karsin, kararini davaci istemleri dogrultusunda verdi.

Üst Mahkeme ve Yargitay ise, Sözlesme’nin devlete negatif bir yükümlülük getirdigini, ancak 8. maddenin Belçika devletine, maddenin öngördügü türde yasal düzenlemelerde bulunmasini zorunlu kilan pozitif bir edim yüklemedigini, devletin elinde bu konularda çesitli olanaklar bulundugunu, yeterince açik olmayan 8.maddeye dayandirilan mirasta esitligin saglanmasi konusunun yarginin degil, yasama organinin görevine girdigini, Marckx kararinin iç hukukta dogrudan uygulanabilirligi bulunmadigini belirterek, davacinin istemlerinin reddine karar verdiler.

Konuyu degerlendiren AIHM. Marckx kararindan önce gerçeklesen babaannenin miras taksiminin, hukuksal istikrari da gözeterek yeniden yargilama konusu yapilmasina gerek olmadigina karar verdi. Marckx kararindan sonra ölen dedenin mirasinin ise, evlilik disi dogan çocugun miras hakkini ilgilendirmesi nedeniyle bu konudaki uyusmazligin AIHM’nin önceki karari dogrultusunda çözülmesi gerektigini belirtti. Mahkeme, olayin Marckx davasi karari ile tam bir örtüsme durumunda oldugunu, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin bu gerçegi görmesine karsin, Üst Mahkeme’nin ve Yargitay’in karari iç hukukta dogrudan uygulamalarina hangi gerekçelerin engel oldugunun anlasilamadigini, ayrimciligi yasaklayan kuralda açik olmayan ve eksik bir nokta bulunmadigini vurguladi. Mahkeme ayrica, ulusal düzeyde Sözlesme’ye uyumun saglanmasi için mevzuatin bastan sona gözden geçirilerek kapsamli bir hukuk reformu yapilmasi zorunlulugu bulunmadiginin altini çizdi. Sözlesme’nin 53.maddesinde devletlerin yükümlülüklerini yerine getirirlerken uygun araçlari seçmeleri için taninan serbestinin, ancak on yilda bir yasanin degisimini gerçeklestirinceye kadar Sözlesme’den dogan sorumluluklarinin askiya alinmasina olanak vermedigini vurgulandi. Mahkeme olayda, aile yasamina saygi bakimindan ayrimcilik yasaginin çignendigine karar verdi. (Vermaire / Belçika 1991)

Vermaire kararinda, Mahkeme, önüne getirilen uyusmazligi çözmekle kalmamis Marckx kararini yasama geçirmekte geciken Belçika’yi ve özellikle üst mahkemeleri agir biçimde elestirmistir.

AIHM, daha önce ilkesel yönden görüsünü açikladigi konularin benzeri olan basvurularin ayni ülkeden art arda gelmesi durumunda kati bir tutum izlemektedir. Mahkeme, Vermaire kararinda bu geleneksel yaklasimini bir kez daha ortaya koymustur.

2) Mülkiyet Hakkinin Adil Yargilanma Hakki Ile Birlikte Degerlendirilmesi :
Hollanda’da Belediye’den aldigi ruhsata dayanarak benzin istasyonu açan kisinin isyeri, daha sonra Danistay Idari Dava Dairesi’nce verilen bir karar nedeniyle kapatilmis, ruhsati iptal edilmistir. Basvurucu konuyu iç hukuk yollarina gitmeden AIHM’ ne götürürken, mülkiyet hakki ihlaline dayanmamis, davasinin bagimsiz ve tarafsiz bir mahkemede görülmemesi nedeniyle Sözlesme’nin 6/1. maddesinin ihlal edildigini ileri sürmüstür.

Konuyu öncelikle Sözlesme baglamindaki menfaat iliskisi açisindan degerlendiren Mahkeme, uyusmazligin 6/1. maddede yer alan “..medeni hak ve vecibelerle..” ilgili olmasi nedeniyle, basvurunun özünün incelenmesine geçmistir.

AIHM, Hollanda Danistayi Idari Davalar Dairesi’nin yetkilerinin yalnizca öneri niteliginde görüs bildirmekle sinirli oldugunu, kararlarinin Kraliyet katinda baglayiciliginin bulunmadigini, Kraliyet kararnamelerinin de Parlamento’ya karsi sorumlu durumdaki Bakanlik’in idari islemleri düzeyinde kalmasi nedeniyle bagimsiz ve yansiz bir mahkemede yargilama yapilmadigini saptayarak Sözlesme’nin 6/1. maddesinin ihlal edildigine karar verdi. (Benthem / Hollanda 1985)

Bu karar üzerine Hollanda 1 ocak 1988 de yürürlüge giren geçici bir yasa ile Danistay Idari Davalar Dairesi’ne yargilama yetkilerini tanimis, kurulusu bir yargi yeri niteligine dönüstürmüstür.

Hollanda’da sigir çiftligi olarak islettigi tasinmazinin dogal sit kapsamina alinmasi nedeniyle mülkiyet hakkina getirilen kisitlamalara karsi ulusal düzeyde gidebilecegi yargi yeri bulunmadigini ileri süren bir baska yakinmaci, uyusmazligi Strasbourg’a tasimistir.

AIHM, mülkiyet hakkina getirilen kisitlamalarin Sözlesme’nin 6/1. maddesi kapsaminda “medeni haklarla ilgili” bir uyusmazlik olmasi nedeniyle olayda 6.maddenin uygulanabilecegini kararlastirmistir. Ancak Hollanda’da üst düzeydeki idari kurumlarin adil yargilama güvencelerinden yoksun bulunduklari kuskusu üzerine, idari kararlarin tam anlamiyla hukukilik denetimlerinin yapilabilmesi için hukuk mahkemelerine basvurulabilecegi yolunda olusan yeni içtihadi göz önünde bulundurarak, iç hukuk yollari tüketilmeden getirilen basvuruyu reddetmistir. (Derlemaas / Hollanda 1991)

Her iki uyusmazligin dogdugu tarihler ile AIHM’nin kararlarina kadar geçen sürelerde gerçeklesen yasal degisimleri beklemeksizin, idari islemlerde olusan denetim boslugunun Hollanda hukuk mahkemelerinin ürettikleri kararlarla çözüme baglandigi anlasilmaktadir.

IV – MÜLKIYET HAKKININ AIHM KARARLARI ILE KORUNMASI :
1) Korumanin Yöntemi :
AIHM ,mülkiyet hakki konusundaki bir uyusmazligi degerlendirirken asagidaki ölçütleri arastirmaktadir :

– Uyusmazligin konusu, Ek Protokol’ un 1. maddesindeki “mülkiyet hakki” tanimina girmekte midir?

Yukarida da degindigimiz gibi, her türlü tasinir ve tasinmaz mallar ile alacaklar, parasal degeri olan birikimler mülkiyet hakki kapsaminda degerlendirilmektedir.

– Mülkiyet hakkina bir müdahale yapilmis midir ?

Koruma, kural olarak gelecekteki beklentilere degil, edinilmis haklara yöneliktir. Mülkiyet hakkina el atilmasi, genellikle üç türlü olmaktadir. Mülkiyetten yoksun birakma, kullanimin sinirlandirilmasi ve hakkin özüne yönelik müdahaleler.

Mülkiyet hakkini etkileyen girisimlerin dogrudan kamusal organlar eliyle uygulanmasi gerekmemektedir.Bireyler arasindaki uyusmazliklarin çözümündeki hukuka aykiriliklar yada çözümsüzlügün kurumlastirilmasi gibi durumlar kamusal erklerin isleyisi ile baglantili oldugundan bu tür olaylarin sorumlulugu da, ilgili devletlere ait bulunmaktadir.Egemenlikleri altindaki bölgelerde mülkiyet hakkina saygiyi, mallarin dokunulmazligini saglamak devletlerin görevidir.

- Müdahalenin yasal ve hukuksal temelleri var midir?
Ulusal yasalari çok fazla önemsemeyen AIHM, haklara yönelen kamusal müdahaleleri degerlendirirken, öncelikle ulusal hukuktaki temellerini arastirmaktadir.Böylece iç hukukta dayanagi bulunmayan gelisigüzel uygulamalari önlemeyi amaçlamaktadir.Ulusal hukuka aykiri düsen el atmalar, Sözlesme hukukuna da uyumlu bulunmamaktadir.

– Müdahale genel çikarlara ve kamu yararina yönelik midir ?

Bu asamada el atmanin amaci arastirilmaktadir. Izlenen amaç açisindan keyfiligin önlenmesi, islemin kamu yararina ve toplumun genel çikarlarina yönelik olmasiyla saglanmaktadir. Ancak yukarida da belirttigimiz gibi, Mahkeme, kamu yararinin ölçütlerini ve önceliklerini belirlemekte en dogru degerlendirmelerin ulusal organlarca yapilabilecegi görüsündedir.

– Müdahale orantili midir ?

Kanimca, Uluslarasi denetimin özü bu nokta üzerinde yogunlasmaktadir.Mahkeme’ ye göre “ ...bireyi mülkiyet hakkindan yoksun kilan önlemin yasalarla korunan kamu yararina yönelmis olmasi yeterli degildir. Ayni zamanda basvurulan amaç ile izlenen yöntem arasinda adaletli bir dengenin kurulmus olmasi gerekir.” (Ashingdane / Ingiltere 1985 )

2) Korumanin Boyutlari :
Mülkiyet hakkinin konusunu ve türlerini çok
genis olarak ele alan AIHM, korumanin boyutlari konusunda ayni yaklasimi göstermemistir. Mülkiyet hakkinin bireysel açidan medeni ve ekonomik haklarin basinda gelmesine karsin içerigi, devletlerin ekonomik ve sosyal politikalari ile dogrudan baglantilidir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesi, gelir dagilimindaki adaletsizliklerin yumusatilmasi, çalisanlarla isverenler, kiracilar ile mülk sahipleri, tüketiciler ile üreticiler arasindaki sorunlara dengeli çözümler getirilmesi hükümetlerin baslica görevleri arasinda bulunmaktadir. Bu konularda alinacak siyasal kararlarin mülkiyet iliskilerini etkilememesi olanaksizdir.

Canli bir akis izleyen ekonomik yasam, kendi kurallarini da birlikte getirmektedir. Ekonomik iliskileri denetim altinda tutmak amaciyla ekonomi disi yöntemlere basvurulmasi olumsuz sonuçlar verebilmektedir. Ülke ekonomilerini örgütleyip islerligi olan uygulamalari gerçeklestirmek, ulusal organlarin siyasal sorumlulugu altindadir. Bu olgular 1 Numarali Ek Protokol’ün 1.maddesinin düzenlenmesinde etkili olmustur. Maddede, mülkiyet hakki konusunda siki bir denetim öngörülmemistir. Diger maddelerde tanimlanan temel haklardan ayri olarak, birinci maddenin ilk paragrafinda, kisinin mülkiyetinden yoksun birakilma neden ve kosullarinin öne çikarilmasi yoluyla, amaçlanan korumanin çatisi kurulmustur.

Ek Protokol’ün 1.maddesinin bir baska özelligi de, ulusal kurallara daha genis bir uygulama alani tanimasidir. Maddenin ikinci paragrafinda geçen, “..devletlerin, emvalin umumi menfaate uygun olarak istimalini tanzim..” yetkisi, ulusal yasalar eliyle uygulamaya konulacaktir. Sözlesme keyfiligi önlemekte, ancak hukuksalligin ölçütlerini, öncelikle kamu yararini gözeten ulusal yasalara birakmaktadir.

Madde’de geçen kisinin “..devletler hukukunun umumi prensipleri..” içinde mülkiyetinden yoksun birakilabilecegi konusundaki kurali, Avrupa Konseyi’nin kurulus gerekçelerine göre yorumlamak uygun olacaktir. Avrupa Konseyi Sözlesmesi’nde, AIHS’nde, diger protokol ve sözlesmelerin giris bölümlerinde degisik, ancak benzer sözcüklerle yer alan “Siyasal gelenekler, idealler, özgürlükler ve hukukun üstünlügü bakimindan ortak bir mirasa ve benzer düsüncelere sahip olan Avrupa Ülkeleri..” nin temel ekonomik özelligi kapitalizmdir. Maddede yollama yapilan devletler hukukunun genel ilkelerini, kapitalist ekonomi ve onun üstyapisini olusturan Avrupa demokrasisinin kurallari içerisinde degerlendirmek uygun düsecektir. Siyasal yetke üzerinde egemen olan uluslar üstü kapitalizmin korunmasi, mülkiyet hakkinin da insan haklari sürecinde ele alinmasini gerektirmistir.

Bu olgulari gözeten AIHM, ulusal organlara genis bir takdir yetkisi tanimistir. Kendisini, ulusal organlarin yerine koyarak, onlar adina karar verme konumunda görmemistir.

Mahkeme’ye göre, “toplumlarini ve gereksinmelerini dogrudan bilmeleri nedeniyle ulusal organlar neyin kamu yararina oldugunu uluslararasi yargiçlara oranla çok daha iyi saptama olanagina sahiptirler. Bu nedenlerle AIHS ile olusturulan koruma düzeni içerisinde mülkten yoksun birakilma uygulamasina haklilik kazandiracak kamu yararinin varligi ve alinacak önlemler konusunda ilk degerlendirmeyi ulusal organlar yapmaktadir...Sözlesme’nin korudugu diger konularda oldugu gibi, mülkiyet konusunda da ulusal organlar belli bir takdir yetkisine sahiptirler.(James ve Digerleri /Ingiltere 1986 )

Mahkeme, ulusal organlarin takdir yetkisinden söz ederken, konuyu yalniz ulusal yargi kararlari ile sinirlamamaktadir. Ekonomik ve sosyal politikalari uygulayan yasama organinin genis takdir yetkisini de dogal karsilamakta, ulusal düzeyde kamu yararinin ölçütlerini belirlemeye yetkili bulundugunu kabul etmektedir.(Mellacher /Avusturya 1989)

Mahkeme, toplumun genel çikarlari ile bireylerin mülkiyet haklari arasinda adaletli bir dengenin kurulmasini öngörmüs, bir çok olayda, kamu yarari amaciyla yasal yollardan gerçeklestirilen islemlerin tüm yükünün belli kisi yada kisiler üzerinde birakilmasini orantisizlik nedeniyle Sözlesme ihlali olarak degerlendirmistir.

3) Uygulamadan Örnekler :
Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin, yasama, yürütme ve yargi organlarinca gerçeklestirilen uygulamalar nedeniyle, AIHM’nin ulusal gelismeleri degerlendiren kararlarindan bazi örnekleri asagida özetliyoruz:

a) Mülkiyet Hakkinin Yasama Organinca Denetimi :
Yasama organinca mülkiyet hakkinin denetimi , 1967 yilinda Ingiltere’de yürürlüge konulan bir yasa ile, mülkiyetin el degistirilmesi yoluyla sonlandirilmasi biçiminde uygulanmistir. Kira Reform Yasasi, Londra’nin çok degerli bir semtindeki Westminster Dükü’nün sahip oldugu 2000 konutun, çok düsük bedellerle kiracilarin mülkiyetine geçmesine olanak saglamistir. 21 yil ve daha uzun süreli kira sözlesmelerine uygulanan yasa, kiracilara, kiraladiklari tasinmazlari geçerli piyasa degerlerinin altinda kalan bedellerle satin alma hakkini vermistir. Basvurucuya göre, bu olay nedeniyle Dük’ün zarari yaklasik 2.000.000 sterlindir.

Basvurucular, tasinmazlarin bir kisiden alinip baska kisilere verilmesinde kamu yarari olamayacagini ileri sürmüslerdir. Bu görüse katilmayan Mahkeme, mülkün zorunlu olarak kisiler arasinda el degistirmesinin de kamu yararina ve mesru amaçlara yönelik olabilecegini benimsemistir.

Mahkeme, Kira Reformu Yasasi’nin sosyal adaleti amaçlamasi nedeniyle kamu yararina yönelik oldugunu belirtmistir. “Üye devletlerin hukuksal sistemlerinde karsiliginda herhangi bir tazminat ödenmeksizin kisisel mülklerin alinmasinin ancak istisnai durumlarda kabul edilebilecegini..” vurgulayan Mahkeme, tazminat ölçütleri konusunda” tasinmazin degeri ile makul oranda baglantili bir bedel ödenmemesinin, orantisizlik..” sayilacagi görüsünde olmustur.

Ancak Mahkeme’ye göre 1.numarali protokolün 1.maddesi, “her kosulda tam ve esit tazminati güvence altina almamaktadir. Ekonomik reformlara dönük olarak ya da daha fazla sosyal adaleti saglamak için alinan önlemlerde oldugu gibi kamu amacinin bulundugu mesru durumlarda uygulanacak tazminat mülkün gerçek piyasa degerinin altinda kalabilir.”

Mahkeme, Westminster Dükü’nün tasinmazlarinin gerçek piyasa degerini almamasina karsin, kiracilarina, yaklasik olarak arsa degerine yakin bir ödeme yapmalari nedeniyle, adil dengenin kuruldugu görüsünde olmustur. Arsalar üzerindeki yapilar için ise, Dük’e herhangi bir ödeme yapilmamistir. Bu sonucun açikça kiracilarin yararina oldugunu kabul eden mahkeme, çok uzun yillardan beri süregelen sözlesmeler nedeniyle kiracilarin, tasinmazlarin bakim, onarim ve iyilestirmeler için yaptiklari harcamalarla, yapilarin karsiligini da ödemis sayilabilecekleri görüsünde olmustur. Olayda, 1 numarali protokolun 1.maddesinin ihlal edilmedigine karar verilmistir. (James ve Digerleri/ Ingiltere, 1986)

Ingiltere’den bir baska örnek te, 1977 yilinda yürürlüge konulan Uçak ve Gemi Sanayileri’nin millilestirilmesi yasasidir. Gemi ve uçak üretim tesisleri millilestirilen basvurucular, islemin hakliligini tartismaksizin kendilerine ödenen tazminatlarin yetersizliginden yakinmislardir. Hükümet, sirket hisselerinin degerlerini, yaklasik üç yil önceki kosullara göre belirlemistir. Böylece, millilestirme programlarinin kamuoyunca bilinmesinden sonra hisse degerlerindeki yapay artislardan etkilenmemek istemistir.Basvurucular ise, ulusallastirmanin gerçeklestirildigi tarihlerdeki hisse degerlerinin tazminatin ölçüsü olmasi gerektigini ileri sürmüslerdir.

AIHM, “mülkün, gerçek degeri ile uyumlu bir bedel ödenmeksizin alinmasi, olagan kosullarda 1.madde kapsaminda hakli görülmeyen orantisiz bir müdahale olusturacaktir. Ancak 1.madde, her kosulda tam bir tazminat hakkini güvence altina almamaktadir. Ekonomik reform önlemlerinde veya daha fazla sosyal adalet saglamayi amaçlayan etkinliklerde geçerli olan ‘kamu yarari’ ile ilgili mesru hedefler söz konusu oldugunda, gerçek piyasa degerinin altinda kalan bir tazminat da geçerli olabilir.” görüsünde olmustur.

Tazminat ölçütlerinin mülklerin türüne ve el konulma kosullarina bagli olarak degisebilecegine deginilen kararda, “..bu davada AIHM’nin inceleme yetkisi tazminat kararinin Birlesik Krallik’in genis takdir hakkinin disinda kalip kalmadiginin belirlenmesi ile sinirlidir. Kararin geçerli bir temelden yoksun bulundugu açikça ortaya çikmadigi sürece, yasama organinin degerlendirmeleri, AIHM’nce de saygiyla karsilanacaktir.” denilmistir.

Bu kararin ilginç bir yani da, basvurucularin, kendilerine ödenen tazminatin, 1.maddenin ikinci tümcesindeki uluslararasi hukukun genel ilkelerine” uygun düsmedigi yolundaki savlari karsisinda, Mahkeme’nin, uluslararasi hukukun genel ilkelerine yollama yapan kuralin ancak yurttas olmayanlar için uygulanabilecegi, yurttaslarin bu düzenlemeden yararlanamayacaklari yolundaki görüsüdür. (Lithgow ve Digerleri/Ingiltere,1986)

AIHM’nin, Ek protokolün 1. maddesinde sözü edilen “uluslararasi hukukun genel ilkeleri” kavramini daha 1986 yilinda, günümüzde “küresellesme” adiyla da anilan uluslararasi kapitalizmin çikarlarina uygun yorumladigi görülmektedir. Üye devletlerin kendi yurttaslariyla ilgili sosyal politikalari nedeniyle çok genis takdir hakkina sahip olduklarinin kabul edilmesine karsin, yabancilarin malvarliklari konusunda bu yetki daraltilmaktadir. Böylece yabanci yatirimlarin korunmasi yoluyla ülkeler arasindaki sermaye hareketlerine güvence verilmis olmaktadir.

Avusturya’da 1981 yilinda yürürlüge konulan yeni bir kira yasasi, daha önce kiralanan tasinmazlari da etkilemistir. Yeni yasadan sonra, kiracisi ile karsilikli olarak bagitladiklari sözlesmeden daha az kira almak durumunda kalan basvurucu, ulusal düzeyde açtigi davalardan olumlu sonuç alamamistir.

AIHM, kiralarda indirim yapilmasina neden olan yasanin mülkiyet hakkina yönelik bir müdahale oldugunu kabul etmistir. Ancak müdahale, basvuruculari mülklerinden yoksun birakmadigi gibi kiralamalarini ya da satmalarini engelleyen ve böylece mülkiyet haklarini kullanmalarini ortadan kaldiran fiili veya hukuki bir kamulastirma anlamina gelmemektedir. Yeni kira yasasi, mülkiyet hakkinin kullanimini denetlemektedir. Yasama organi konut politikalari gibi toplumun büyük kesimlerini ilgilendiren ekonomik ve sosyal alanlarda uygulayacagi yöntemleri seçerken genis bir takdir yetkisine sahiptir. Yasama organinin açikça hukuksal temelden yoksun bulunacak girisimler disindaki takdir hakkina Mahkeme’ce müdahale edilmesi söz konusu degildir.

Mahkeme, “..genel kamu yararini saglamak gibi mesru bir amaca yönelik oldugunu” benimsedigi yasanin, izlenmekte olan politikanin basarisini gerçeklestirmek için, daha önce bagitlanmis bulunan kira sözlesmelerini etkileyen önlemler almasinin olanakli oldugunu, basvurucularin bu önlemler nedeniyle bir miktar zarara ugramakla birlikte, “..kiralari denetim altina almak için yeni bir düzen getiren ve esdegerdeki konutlara esit kira ödenmesini saglayan yasanin genel nitelikte kurallar içermesi zorunlu oldugundan, ayricalikli uygulamalarin bu kurali uygunsuz ve orantisiz bir konuma düsürmemesi nedeniyle orantili bulunan müdahalenin mülkiyet hakkini ihlal etmedigine” karar verdi.(Mellacher ve Digerleri/ Avusturya, 1989)

b) Yargi Organlarinca Alinan Önlemler :
“Küçük Kirmizi Ders Kitabi” adli, çocuklara yönelik cinsel bilgiler içeren kitabin yayincisi müstehcen yayin yapmaktan yargilanmis ve suçlu bulunmustur.Mahkeme, para cezasi ile birlikte kitaplarin zoralimina karar vermistir. Toplatilan kitaplar yakilmistir.

AIHM, kitabin toplatilip yayincinin cezalandirilmasi biçiminde ortaya çikan müdahalenin “..iç hukuktaki müstehcenlik konusundaki yasaya dayandirilmasi nedeniyle hukuken öngörülebilir oldugunu, genel ahlakin korunmasina yöneldiginden mesru bir amaci bulundugunu ve demokratik bir toplumun gereklerine aykiri düsmedigini benimseyerek, olayda, düsünceyi açiklama özgürlügünün, mülkiyet hakkinin ve ayrimcilik yasaginin çignenmedigine karar vermistir. (Handyside/Ingiltere, 1976)

Almanya’da maden eritme, altin ve gümüs döküm islerinde çalisan AGOSI firmasina basvuran iki kisi, Güney Afrika’da üretilen 120.000 pound degerindeki 1.500 altin sikkeyi satin almak istemislerdir. Yanlar arasinda sözlesme bagitlanmis, altinlar Ingiliz plakali bir oto ile gelen alicilara teslim edilmis, ödeme çekle yapilmistir. Sözlesmeye göre AGOSI firmasi, çekin karsiligini tahsil edinceye kadar, teslim ettigi altinlarin sahibi olmaya devam edecektir. Böylece, bir tür “mülkiyet muhafaza kosuluyla satis sözlesmesi” yapildigi ileri sürülmüstür.

Alicilarin AGOSI firmasina verdikleri çek karsiliksiz çikmistir. Alicilarin, bir otomobilin yedek lastigi içerisinde saklayarak Ingiltere’ye sokmaya çalistiklari altinlar gümrük yetkililerince bulunmustur. Bu olaydan birkaç ay önce altin paralarin Ingiltere’ye sokulmasi yasaklandigindan, kamu organlarinca sikkelere el konulmustur.

Çekin karsiliksiz çikmasi üzerine parasini alamayan AGOSI muhafaza kosullu satis sözlesmesine dayanarak, yargi yoluna basvurmustur. Sonuç alamayinca uyusmazligi AIHM’ne tasimistir.

Mahkeme, altin paralarin ithal yasaginin mülkiyet hakkinin kullaniminin denetlenmesi amacini tasidigini, bunlara el konulmasinin da yasagin uygulanmasini saglayacak bir önlem oldugunu benimsemistir.

Kamusal müdahaleyi orantisallik açisindan degerlendiren Mahkeme, “Devlet, hem uygulanacak yöntemi seçmek, hem de belirlenen hukuksal amaca ulasmak için kullanilan yöntemlerin genel çikarlar açisindan hakli olup olmadigini degerlendirmek konusunda genis bir takdir hakkina sahiptir...Adil dengenin kurulmasi, mülk sahibinin davranislarinda gösterdigi kusur veya özenin derecesi de dahil olmak üzere, bir çok etkene dayanmaktadir.” dedikten sonra, Ingiliz yargi düzeninin davaci sirkete kendi kusurlarinin da tartisilacagi savlarini yetkili organlar önüne sunma olanagini verip vermedigini degerlendirmistir. Mahkeme, basvuru konusu olayin Ingiliz yargilama yöntemleri açisindan geçirdigi asamalarda yapilan incelemelerin 1.Numarali Protokol’ün 1.maddesi açisindan yeterli oldugu ve bu nedenlerle,AGOSI’nin mülkiyet hakkina sözlesmeye aykiri bir müdahalede bulunulmadigi görüsüne varmistir. (Agosi/ Ingiltere, 1986)

Italya’da mafya tipi örgüt oldugundan kuskulanilan bir insaat sirketi hakkinda ceza sorusturmasi baslatilmistir. Ayrica bazi tasinmazlara ve araçlara, elden çikarilmamalari için mahkeme karari ile için ihtiyati tedbir konulmustur. Mülkler üzerindeki devir yasaklari ilgili sicillere islenmistir.

Uzun süren karmasik yargilama sürecinde üst mahkeme, basvurucularin itirazi üzerine el konulan ve müsadere edilen mallarin geri verilmesini kararlastirmistir. Bu karar, 31.12.1986’da kesinlesmistir.

AIHM, basvurucularin tasinmazlarina ve araçlarina yetkili mahkemenin karari ile el konulmasini, mülkiyetten yoksun birakmayi amaçlamayip, suç sonucu elde edilme olasiligi bulunan mallarin koruma altina alinmalarini ve kullanimlarini sinirlayan geçici bir önlem olmasi nedeniyle, mülkiyet hakkini 31.12.1986 tarihine kadar ihlal etmedigine karar verdi. Ancak üst mahkeme kararinin kesinlesmesinden itibaren en geç iki ay içerisinde kisitlamalarin kaldirilmis olmasi gerekirken, sicildeki el koyma ve zoralim kayitlarinin ancak alti ay ve dört yil sonra silinmis olmasini, hukuksal dayanagi bulunmayan bu gecikme nedeniyle, mülkiyet hakkini ihlal eden bir uygulama olarak degerlendirdi. (Raimondo/ Italya,1994)

c) Yürütme Organinin Uygulamalari
ca) Imar Planlari Ile Getirilen Kullanim Sinirlamalari:
Imar planlari ile kamulastirma kapsamina alinan tasinmazlarina yapilasma yasagi getirilmesine karsin hiç bir islem yapilmadan 25 ve 12 yil sürdürülen bu yasaklarin daha sonra kaldirilmasi durumunda hak sahiplerine tazminat ödenmemesi, Sözlesme’nin ihlali olarak benimsenmistir.(Sporrong ve Lönnroth / Isveç 1982, 1984 )

Bu karar, Mahkeme’nin mülkiyet hakkini yorumlayan ve ayni konudaki diger davalarda da uygulanan “Üç Kural” yönteminin ölçütlerini koymasi bakimindan da önem tasimaktadir.Mahkeme’ye göre “1 Numarali Protokol’ün 1. maddesi üç belirgin kuraldan olusmaktadir.Genel nitelikteki birinci kural, birinci paragrafin birinci tümcesinde anlatilan mal ve mülkün dokunulmazligi ilkesidir.Ikinci kural, birinci paragrafin ikinci tümcesinde yer alan kisinin mülkiyetinden yoksun birakilma kosullaridir.Üçüncü kural ise, devletlerin kamu yarari ve genel çikarlar dogrultusunda yasal yol ve yöntemlerle mülkiyet hakkinin kullanimini denetleme ve yönlendirme yetkileridir.”

Mahkeme, bir baska olayda, imar planinin ayrintilandirilmasi nedeniyle kent içerisindeki arsasinda 13 yildan beri yapilasmaya gidemeyen kisinin basvurusunda, mülkiyet hakkinin özünü ortadan kaldirmaksizin genel yarara dönük olarak getirilen sinirlamalarin izlenen amaç ve kullanilan yöntemlerle orantili oldugunu, devletlerin, toplumun genel yarari ile bireylerin haklarini dengelerken genis bir takdir yetkisine sahip oldugunu, kent planlamasini kolaylastirmayi amaçlayan yapilasma yasaginin mesru bir amaca yöneldigini belirterek, mülkiyet hakkinin ihlal edilmedigine karar vermistir.Ancak ayni dava içinde bu tür uyusmazliklarda son kararin Hükümet’e birakilarak yargi yolunun kapatilmasi Sözlesme’nin 6/1 maddesine aykiri bulunmustur. (Allan Jacobsson/ Isveç 1989 )
Avusturya’da, Il Tarim Müdürlügü’nce yürütülen planlama çalismalari sirasinda basvurucular, bu planlama nedeniyle evvelce kullanmakta olduklari topraklarinin geçici olarak degistirilmesini kabul etmek durumunda birakilmislardir. Bir süre sonra Belediye Meclisi imar plani degisikligi ile basvurucularin eski tarim alanlarini insaat yapilabilir duruma getirmistir. Böylece tarladan arsaya dönüsen topraklarda önemli deger artislari olusmustur.

Basvurucular, bu olgulara dayanarak, Il Tarim Müdürlügü’nden, eski topraklarinin geri verilmesini ya da takas nedeniyle kendilerine birakilan arazinin arttirilmasini istemislerdir. Henüz kesin planin çikarilmamasi nedeniyle istemleri reddedilmistir.

AIHM, ulusal düzeydeki islemlerin ve açilan davalarin makul süreleri asmasi nedeniyle, 6/1. maddenin ihlal edildigini kabul etmistir. Mülkiyet hakki kapsamindaki degerlendirmesinde ise, “...hukuka dayanan bir önlemin kendi amaci ile orantisiz olmadigi sürece, bireyin haklarinin geçici olarak olumsuz yönde etkilenmesinin hakli görülebilecegi” belirtilmistir.

Mahkeme, ayni islem kapsamindaki 67 arazi sahibinden davacinin disindakilerin bir itirazlarinin olmamasini, yöredeki durumla daha yakin iliski içindeki ulusal organlarin konuyu iyi bilmeleri nedeniyle planlama islemlerini kamu yararina uygun olarak yürüttükleri” görüsüne varmistir. (Weisinger/Avusturya, 1991)

Irlanda da, çerçeve imar planinda sanayi bölgesi içinde görülen bir tasinmaz, daha sonra yesil alana dönüstürülmüstür. Bu isleme karsi açilan davada, yerel mahkeme iptal karari vermistir. Tasinmaz alim satimi ile ugrasan bir sirket, yargi kararindan sonra tekrar sanayi bölgesi olacagi umuduyla büyük paralar ödeyerek arsayi satin almistir. Ancak Yüksek Mahkeme, hukuka aykiri olmasi ve yetki tecavüzü bulunmasi nedenleriyle, sanayi bölgesi imar plani taslagini tümüyle iptal etmistir.

AIHM bu olayda, 1 numarali protokolün 1.maddesinin “belli bir uygulamanin gerçeklesebilecegi yönündeki mesru bir beklentiyi koruma altina alabilecegi..” görüsünde olmustur. Basvurucunun sanayi gelistirme çerçeve planindaki izne dayanarak 1978 yilinda satin aldigi tasinmazla ilgili planin, 1982 yilinda Yüksek Mahkeme’ce iptali, mülkiyet hakkinin ihlali olarak degerlendirilmistir. (Pine Valley Developments Ltd/Irlanda , 1991)

cb) Kamulastirmasiz El koyma :
Toprak reformu amaciyla tasinmazlari kamulastirma kapsamina alinip geçici olarak baskalarinin ve kamunun kullanimina verilen basvuruculara, ulusal düzeydeki yargilamanin 17 yil sürmesine karsin kesin kamulastirma yapilmamasi nedeniyle herhangi bir bedel (tazminat ) ödenmemistir. Olayda, mülkiyet hakkinin korunmasi ile kamu yararinin korunmasi arasinda kurulmasi gereken dengeler, basvurucular yönünden bozulmustur. Basvurucular, orantisiz bir yük altinda birakilmislar, böylece mülkiyet haklari, hükümetin tazminat ödemesini gerektirecek kosullarda ihlal edilmistir. (Erkner ve Hofauer /Avusturya 1987 )

Benzer olaylar nedeniyle ayni süreçlerden geçen ve 24 yil önce el konulan tasinmazina karsilik bedel ödenmeyen Poiss /Avusturya davasinda da Erkner davasindaki gerekçeler yinelenmistir.

Yunanistan’da 1967 darbesi sonucunda iktidari ele geçiren askeri cunta, deniz kenarindaki kisilere ait genis alanlari, özel bir yasa ile Deniz Kuvvetleri Vakfi’na devretmistir. Askeri Bölge’ye dönüstürülen alana, bir süre sonra Deniz Kuvvetleri Personeli için dinlenme tesisleri yapimina baslanmistir.

1974’te olagan yönetime geçildikten sonra arsa sahiplerinin, haklari taninmis, ancak üzerindeki yapilar nedeniyle geri verilmesine olanak bulunamamistir. Hükümet, esdeger bir arsa ile degistirilebilecegini bildirmistir.

Konunun Strasbourg’a tasinmasi üzerine AIHM, basvurucularin tasinmazlarinin Deniz Kuvvetleri Vakfi tarafindan isgal edilmesinin kamu yararindan yoksun açik bir el atma olduguna, yasal kamulastirma uygulanmadigi halde isgalin sürmekte olduguna ve herhangi bir çözüm getirilememis olmasi nedeniyle 1 numarali protokolün 1. maddesinin ihlal edildigine karar vermistir. (Papamichalopaulos/Yunanistan, 1993)

cc) Kamusal Ruhsatlar ve Tarifeler :
Restoran isleten bir sirketin idareden aldigi ruhsata dayanarak alkollü içki satmasina karsin vergilerini ödememesi nedeniyle, ruhsati iptal edilmistir.

Bu olayda idarenin ruhsat iptaliyle ilgili islemin yargi denetimine kapali olmasi nedeniyle AIHM, Sözlesme’nin 6/1 maddesine göre mahkemeye basvurma hakkinin ihlal edildigi görüsünde olmustur.

Isveç’in içki tüketimiyle ilgili sosyal politikalari nedeniyle ise, izlenen mesru amaç göz önünde bulunduruldugunda, bu olayda basvurucunun ekonomik çikarlari ile Isveç toplumunun genel yararlari arasinda orantililik bulundugundan mülkiyet hakkinin ihlal edilmedigine karar verilmistir. (Tre Traktörer AB / Isveç, 1989)

Isveç’te yasanan bir baska olayda, basvurucunun anne ve babasi, mülkleri olan tasinmazda tas çikarmak üzere tasocagi isletme ruhsati almislardir. Anne ve babasinin ölümlerinden sonra, tasinmazla birlikte tasocagi ruhsati da basvurucuya intikal etmistir.

Ancak 1973 yilinda yürürlüge giren bir yasa on yil geçtikten sonra, tasocagi isletme ruhsatlarinin idarece iptal edilmesine olanak saglamistir. Bu yasaya dayanilarak, l984 yilinda ruhsatinin iptal edilecegi basvurucuya bildirilmistir.

AIHM, iç hukukta ruhsat iptali konusundaki son sözün Hükümet’e ait olmasi nedeniyle, yargi yolunun kapali tutulmasinin, Sözlesme’nin 6/l. Maddesini ihlal ettigine karar vermistir.

Uyusmazligin özüne iliskin olarak ise, ruhsat iptalinin mülkiyetin sonlandirilmasi anlamina gelmeyip kullaniminin denetimi amaciyla alinmis bir önlem olmasi nedeniyle orantisizlik savlarini yerinde bulmamistir. (Fredin / Isveç, 1991)

Almanya’da çalisan bir noterin, aralarinda üniversitelerin, kiliselerin, kar amaci gütmeyen kuruluslarin yer aldigi bir gurup is sahibinden alinan belge düzenleme ücretlerinde indirim yapilmasini öngören yönetmelige karsi yaptigi basvuru, ücret tarifelerinin zaman içerisinde degismeyecegine iliskin bir beklentinin mülkiyet hakki kapsaminda korunamayacagi görüsü ile AIHK’nca reddedilmistir. (X / Almanya 8410/ 78)

V- ÜLKE SINIRLARINDAKI DEGISIMLER VE MÜLKIYET HAKKI :
Ikinci Dünya Savasi’nin ardindan ulusal sinirlarda yasanan degisimlerin, özellikle tasinmaz mülkiyeti yönünden çesitli sorunlar olusturduguna deginmistik. Yirminci yüzyilin sonlarina dogru Sovyetler Birligi’nin parçalanmasi, bagimsizliklarini kazanan devletlerden bir bölümünün Avrupa Konseyi’ne üye olmalari, Yugoslavya, Çekoslovakya gibi devletlerin bölünmeleri, Dogu ve Bati Almanya’nin birlesmeleri, bu ülkelerde yasayan halklar açisindan yeni yeni mülkiyet uyusmazliklarina neden oldu. Devletlerin iç ve dis politikalariyla birlikte mülkiyet hakkina bakislarindaki degisimler de bu gelismeler üzerinde etkili oldu.

Ikinci Dünya Savasi sonrasinda gerçeklesen örgütlenmenin bir ürünü olan AIHM, genellikle politik içerikli konulardan uzak kalmaya özen gösteriyordu. Mahkeme bu tutumunu sicak tartismalara katilmadan sürdürmekte uzunca bir dönem basarili oldu. 1974 yilinda Türkiye’nin, Avrupa Konseyi’nin bir baska üyesi olan Kibris’a asker çikarmasi, adanin bir bölümünü kendi denetimi altinda tutmasi, Strasbourg organlari açisindan yeni bir dönemin baslangici oluyordu.

Kibris (Rum) Cumhuriyeti, 1974 ve 1975 yillarinda Türkiye’ye karsi iki devlet basvurusu yapti. Türkiye, Rumlarin, adanin bütününü ve devleti temsil edemeyecegi görüsünü savundu. Komisyon’un basvurularin kaul edilirligine karar vermesi üzerine Türkiye, Komisyon’la isbirligi yapmama karari alarak arastirma ve sorusturma islemlerinin olagan sürecinde yürütülmesini bir süre engelledi. Türkiye, 28 Ocak 1987’de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verdigi yetki mektubu ile, egemenligi altindaki kisilerin bireysel basvuru hakkini tanidi. Bu olanaktan yararlanan Girne’li Titina Loizidou’nun basvurusu üzerine AIHM, basvurucunun 1974 yilindan beri Türk egemenligi altinda kalan tasinmazlarina ulasamamasi nedeniyle mülkiyet hakkinin sürekli ihlal edildigine ve olusan zararini TC Hükümeti’nin ödemesine üç asamada karar verdi.
(Loizidou/Türkiye, 1995, 1996, 1998) Ayni konuda sonuçlanan diger iki davada ise, Türkiye’nin sorumlulugu kabul edilmekle birlikte, tazminat miktarlarinin belirlenmesi daha sonraya ertelendi (Demades/Türkiye, 2003), (Eugenia Michaelidou Developments Ltd and Michael Tymrios/Türkiye , 2003)

Loizidou / Türkiye karari ile baslayan süreçte, Avrupa genelinde yasanan olaylar ve bu olaylari yansitan basvurular nedeniyle, devletlerarasi politik konular, yogun biçimde AIHM’nin gündemine girmis oluyordu.

Mahkeme, Sirp ve Kosova’li Arnavut güçleri arasindaki iç savasi önlemek amaciyla, aralarinda Türkiye’nin de bulundugu 15 NATO üyesi devletin karari ile 23 Nisan 1999’da NATO uçaklarinin Belgrat Radyo Televizyon merkezini bombalamasi sonucunda ölenlerin yakinlarinin yaptiklari basvuruda kabul edilmezlik karari verdi. Büyük Kurul’un sözü edilen kararinin gerekçesi, 1974’te Türkiye’nin Kibris’a asker çikarmasi ile, NATO’nun 1999’da Belgrat’i bombalamasi arasinda, kalici egemenlige dayali yargi yetkisi açisindan farkliliklar yaratabilme çabalarinin ürünüydü. Türkiye’yi mahkum ederken Loizidou davasinin gerekçeleri ile kendisini büyük ölçüde baglayan Mahkeme, Belgrat radyo televizyon merkezinin bombalanmasi olayinda NATO üyelerini aklamak için, kendi içtihadini önemli ölçüde degistirmek zorunda kalmisti. (Bakoviç, Stoyanoviç ve digerleri / On bes NATO üyesi ülke, 2001)

Mahkeme, eski Yugoslavya Devlet Baskani Slobodan Miloseviç’in Uluslararasi Ceza Mahkemesi’nde yargilanmak amaciyla tutuklanip Hollanda’ya götürülüsü nedeniyle yaptigi basvuru da benzer gerekçelerle kabul edilemez bulunmustu. (Miloseviç / Hollanda 2001)

Loizidou Davasi’nin ardindan uluslararasi boyutlara tasinan mülkiyet hakkina iliskin basvurularin yogunlasmasi üzerine mahkeme, zaman, yer ve konu açilarindan somut ölçütler belirlemek durumunda kaldi. Bu gelismeleri yansitmak amaciyla, Avrupa’da sinirlarin yeniden çizilmesi nedeniyle ortaya çikan anlasmazliklarla ilgili Mahkeme kararlarindan bazi örnekleri asagida özetliyoruz.

Basvurucunun Alman asilli olan ailesinin eski Çekoslovakya’da satin aldiklari tarim topraklari, 1945 yilinda Alman ve Macar kökenlilere dagitilmak üzere kamulastirilmisti. 1955 yilinda ölen annesi, 1944 ve 1945 yillarinda ölen iki çocugunun paylari ile birlikte tüm malvarligini basvurucuya birakmisti. 1991’de vatandasligini yitirip 1992’de tekrar kazanan basvurucunun Arsa Ofisi’ne karsi açtigi dava, iç hukukun çesitli nedenlerine dayandirilarak ulusal mahkemelerce reddedildi.

AIHM, 1945 yilindaki kamulastirmayla birlikte tasinmazlarin farkli tüzel kisilere geçtigini, izleyen yillarda da basvurucunun ve ailesinin mülkiyetten kaynaklanan haklarinin kullanilmasi dogrultusunda herhangi bir etkinliklerinin bulunmadigini vurguladiktan sonra, mülkiyetin yitirilmesinin Sözlesme’nin ve Ek Protokollerin Çek Cumhuriyeti yönünden baglayicilik kazanmasindan çok önce gerçeklesmesi ve Çek Cumhuriyeti’ne yüklenebilecek süreklilik tasiyan herhangi bir ihlalin varolmamasi nedeniyle, basvuru Sözlesme’yle uyumsuz bulundu. Ulusal düzeyde yürütülen yargilamada keyfilik bulunmadigi ve adil yargilanma ilkelerine uygun davranildigi belirtilerek, davaci savlarinin kazanilmis bir mülkiyet hakkina dayandirilmamasi nedeniyle, basvuru kabul edilmez bulundu. (Des Fours Walderode / Çek Cumhuriyeti, 2003)

Eski bir Çekoslovakya vatandasi olan Jantner, 1986 yilinda ülkesini terk etti. Yasamini aralikli olarak ve kisa sürelerle Almanya’da ve Çekoslovakya’da sürdürdü. 1992 yilinda Slovakya’nin Krompachy kentinde yasamakta olan bir arkadasinin konutunu, kendisi için de bu ülkedeki ikametgahi olarak gösterdi. 1996 yilinda, mirasçilari konumunda bulundugu babasinin ve amcasinin malvarligi nedeniyle Arsa Ofisi’ne karsi tazminat davasi açti. Yerel mahkeme, Almanya’daki ikametgahini sildirmeyen davacinin Krompachy’deki ikametgahinin gerçek disi bir formalite oldugunu, ulusal hukuka göre bir kisinin iki farkli ikametgahinin olamayacagini belirterek Çek ve Slovakya Cumhuriyetleri’nden birinde sürekli oturmayan davacinin davasini reddetti.

Iç hukuk yollarindan geçerek kesinlesen karari, AIHM ulusal yarginin üzerinde durdugu konulardan çok farkli biçimde degerlendirdi. Mahkeme’ye göre “..uyusmazlik, elde edilmis bir mülkiyet hakki ile ilgili bulunmamaktadir. 1 numarali Protokol’ün 1.maddesi kapsaminda olusmus bir mülkiyet iliskisi bulunmadigindan, basvurucunun, mülkiyet hakkindan kaynaklanan zararlarinin tazmin edilmesi beklentisini hakli kilacak hukuksal nedenler yoktur. Daha da önemlisi, Sözlesme’yi onaylamalarindan önce taraf devletlere geçen malvarliklarinin tazmini konusunda, devletlere yöneltilmis bir yükümlülük söz konusu degildir. Ilgili madde, mülkiyetin yeniden elde edilmesini güvence altina almamaktadir.” (Janter / Slovakya, 2003)

AIHM, Çekoslavakya’nin barisçi yöntemlerle Çek ve Slovak Cumhuriyeti’ne dönüsmesi nedeniyle, Sözlesme’nin onaylanmasindan önce yitirilmis mülkiyet haklarinin yeniden kazanilmasini amaçlayan davalarda basvurucularin istemlerini süre ve konu yönlerinden yerinde bulmazken, Bati ve Dogu Almanya’nin birlesmesi sonucunda, bu iki devletten birinde kazanilmis olan haklarin, birlesmeden sonra da geçerligini koruyacagini kararlastirdi.

Dava konusu olayda, basvuruculara miras birakanlarin tasinmazlari, Ikinci Dünya Savasi’nda Sovyet isgali altindaki Alman bölgesinde toprak reformu amaciyla kamulastirilmisti. 1990 yilinda Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin çikardigi bir yasa ile bu tasinmazlar basvuruculara bagislandi.

Her iki Almanya’nin birlesmesinden sonra 1992 yilinda benimsenen bir yasa, 15 Mart 1990 tarihinden önceki en az on yil boyunca sahipleri tarafindan tarimsal amaçlarla veya besin üretimi için kullanilmayarak kendi haline birakilan tasinmazlarin dogrudan devletin mülkiyetine geçmesini öngörüyordu. Basvurucularin kosullari sözü edilen yasaya uygun düsmediginden, tasinmazlari bir bedel ödenmeden ellerinden aliniyordu.
AIHM’ne göre, 1990 yilindaki ilk serbest seçimden önce Demokratik Alman Cumhuriyeti parlamentosunun çikardigi bir yasa ile basvurucular dava konusu tasinmazin mülkiyet hakkini kazanmis bulunuyorlardi. Her iki Almanya’nin birlesmesinden sonra, davacilarin tapu belgeleri Federal Almanya hukukunun bir parçasi olmustur. Birlesme ile basvurucular ve tasinmazlari, AIHM’nin yargilama alani içerisine girmistir. Basvurucularin, diledikleri gibi kullanabilecekleri ve kazanilmis hak düzeyine gelmis olan tasinmazlarindan, bazi kamusal amaçlarla yoksun birakilmalarini öngören islemler, mülkiyet hakkina müdahale niteligindedir.

Mahkeme, basvurucularin 1990 yilinda yürürlüge giren yasadan önceki kosullarindaki belirsizliklere deginmesine karsin, anilan yasanin yürürlüge girmesiyle birlikte, mülkiyet hakkini hiç bir kuskuya yer birakmayacak biçimde ve yasal olarak kazandiklari görüsüne vardi. Kararda “...orantililik ilkesi dogrultusunda Almanya yasama organinin, basvurucularin zararlarinin yeterli biçimde giderilmesini saglayacak bir kural koymadan, kamu yarari amaciyla da olsa mülklerinden yoksun birakilamayacagi...” belirtildikten sonra, “Almanya’nin birlestirilmesine iliskin kosullarin istisna olmasina karsin, devletin herhangi bir tazminat ödemeden basvurucularin mülkünü almasinin, birbirleri ile siki iliskilendirilmesi gereken mülkiyetin korunmasi ile kamu yararinin gerekleri arasindaki adil dengeyi bozuldugu..” gerekçesiyle, Sözlesme’nin ihlal edildigi benimsendi.
(Jahn ve Digerleri / Almanya, 2004 )

Temelleri Ikinci Dünya Savasi yillarina uzanan uyusmazliklar nedeniyle Mahkeme’ye çok sayida basvuru yapildigi anlasilmaktadir. Bunlarin içinden, reddedilmelerine karsin gerekçelerini ilginç buldugumuz (Harrach / Çek Cumhuriyeti, 2003), (Reissmann, Höller ve Loth / Almanya, 2003), (Broniowski / Polonya, 2002) davalarinin adlarina deginmekle yetiniyoruz.

VI – AIHM KARARLARI’NIN TÜRK HUKUKU ÜZERINDEKI ETKILERI :
Türkiye’den AIHM’ne gönderilen mülkiyet hakki konusundaki basvurularin çok büyük bir bölümü, kamulastirma arttirim bedelleri ve devlete is yapan yüklenici alacaklarindan olusuyordu. Ulusal mahkemelerin kesinlesmis kararlarina ragmen, ilgili idareler borçlarini ödememekte direniyorlardi.

Özellikle enflasyonun %100’ü astigi dönemlerde, yasal faizlerin %30’da kalmasi nedeniyle alacaklilar çok büyük zararlara ugruyor, kimi zaman yöneticilerle pazarliga girip alacaklarinin bir bölümünden vazgeçmek ya da önemli ödünler vermek zorunda kalabiliyorlardi.

Çok yogun elestirilere konu olmasina karsin Türkiye’nin kendi etkinlikleriyle üstesinden gelemedigi bu tür sorunlar, AIHM’nin kararlari ile büyük ölçüde çözülmüs oldu. Bireysel basvuru yöntemini kullananlar, mahkemelerce kararlastirilan ek kamulastirma bedeli ve yasal faizlerinden ayri olarak, AIHM’nce karara baglanan tazminat ve yargilama giderlerini de almak olanagina kavustular. Böylece uluslararasi denetimin gücü ve somut sonuçlari günlük yasamda görülmüs oldu.

AIHM kararlari dogrultusunda 2942 sayili Kamulastirma Yasasi, 4650 sayili yasa ile degistirilerek, kamulas-tirmalarda gerçek degerlerin saptanip öncelikle ödenmesini amaçlayan yöntemler gelistirildi.

Özellikle Güneydogu Anadolu’da yasanan köy yakma, köy bosaltma gibi uygulamalar nedeniyle AIHM’ne yapilan basvurular sonucunda verilen kararlarda Türkiye’nin sorumlu bulunmasi, benzer türdeki uyusmazliklarda Hükümet’i dostça çözüm anlasmalarina yönlendirdi.

AIHM’nin çok yanli uluslararasi siyasal bir konu olan Kibris’taki uyusmazligi bireysel basvuru yöntemi içerisinde çözmeye yönelen Loizidou karari ise, amacini asan degerlendirmelerin kaynagi olmustur. Türkiye, kararlastirilan tazminati 2003 yili sonlarinda ödemekle, ön plana çikan yükümlülügünü yerine getirmis görünmektedir. Ancak AIHM’nin Loizidou kararindaki tutumunu yumusatacak yeni bir içtihat olusturmamasi durumunda, bu davayi izleyecek gelismeler, Türkiye açisindan oldugu kadar, Avrupa Konseyi yönünden de yeni uyusmazliklara, ardi arkasi kesilmeyecek siyasal gerilimlere neden olabilecektir.
 

GÜNEY DINÇ

 

YARARLANILAN KAYNAKLARLA ILGILI NOT
Bu çalismada sözü edilen Avrupa Insan Haklari Mahkemesi kararlarinin Türkçe çevirileri için asagida adlari belirtilen kitaplardan yararlanilmistir.

Bazi kararlar da, Avrupa Konseyi Insan Haklari Mahkemesi’nce yayinlanan dönemsel bültenlerden özetlenerek alinmistir.

A.Feyyaz Gölcüklü – A.Seref Gözübüyük,
Avrupa Insan Haklari Sözlesmesi ve Uygulamasi, 3. Basi, Turhan Kitapevi, Ankara, 2002

Osman Dogru, Insan Haklari Avrupa Mahkemesi Kararlar Rehberi (1960-1994) Istanbul Barosu Yayinlari, Istanbul, 1999

Osman Dogru – Atilla Nalbant, Insan Haklari Avrupa Mahkemesi ve Türkiye Karar Özetleri, Istanbul Barosu Yayinlari, Istanbul, 2001

Osman Dogru, Insan Haklari Kararlar Derlemesi Cilt 1, Istanbul Barosu Yayinlari, Istanbul, 1998

Osman Dogru, Insan Haklari Kararlar Derlemesi, Cilt 2, Istanbul Barosu Yayinlari, Istanbul, 1998

Osman Dogru, Insan Haklari Kararlar Derlemesi, Cilt 3, Istanbul Barosu Yayinlari, Istanbul, 2000

Mehmet Semih Gemalmaz, Avrupa Insan Haklari Komisyonu Önünde Türkiye 1, Kabul Edilirlik Kararlari, Beta Yayinlari, Istanbul, 1997

Mehmet Semih Gemalmaz, Avrupa Insan Haklari Komisyonu Önünde Türkiye 2, Nihai Raporlar, Beta Yayinlari, Istanbul, 1998

Monica Carss – Frisk, Mülkiyet Hakki, Insan Haklari El Kitaplari : 4, Avrupa Konseyi, 2001, Ankara

Güney Dinç, Avrupa Insan Haklari Mahkemesi Kararlari Isiginda Idari Yargi’da Silahlarin Esitligi, Ankara Barosu Hukuk Kurultayi 2004,
Bildiriler Kitabi, Cilt 1, s.126-137, Ankara, 2004

Attachments:
Download this file (gdinc_mulkiyet_hakki_www.rightsagenda.org.doc)gdinc_mulkiyet_hakki_www.rightsagenda.org.doc[gdinc_mulkiyet_hakki_www.rightsagenda.org.doc]185 Kb
 

E-Mail Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize üye olun.