İnsan Hakları İçin Ceza Yasası Reformu / Madde Analizi Grup 3

21.03.2006

BİRİNCİ GRUP MADDELER – 3D

Madde 277
Adliyeye Karşı Suçlar
Yargı görevi yapanı etkileme
Madde 277 – (1) Bir davanın taraflarından birinin veya bir kaçının veyasanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh veya aleyhinde,yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra edenveya her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olaraketkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapiscezası verilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirdeverilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.

Maddeile yargı görevi yapanların hukuka aykırı yollarla etkilemeye yönelikeylemler suç olarak tanımlanmıştır. Yargı görevi yapanların baskıaltına alınması adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturacaktır. Bunedenle madde ile yapılan düzenleme genel olarak yerinde birdüzenlemedir.
Her ne surette olursa olsun ifadesi cezalandırmaalanını genişletmekte, yargıya olağanüstü bir dokunulmazlık sağlamayıamaçlamaktadır. Bu ifade yargı faaliyetleriyle ilgili her türaçıklamanın cezalandırılmasına imkan verecek niteliktedir.
“Her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olaraketkilemeye teşebbüs eden” ifadesi çıkarılmalıdır. Zira bu ibare,yargıya temas eden çok geniş bir alanı mayınlı tarlaya dönüştürmekte,dava hakkında görüş belirtmek, haber yapmak dahi madde kapsamına dahiledilebilir hale gelmektedir.
Oysa, yargının eleştirilemez bir konumda olduğu ve asla hatayapmayacağı düşünülemeyeceği gibi yargı kararları eleştirilemez vemutlak da değildir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, esas itibarıyla, yasamave yürütmenin yargı üzerinde baskı uygulamasını engellemeye ve bağımsızyargıyı oluşturmaya yöneliktir. Başka bir deyişle, bu kuvvetlerdışında, kamuoyunun demokratik eleştiri hakkını kullanmasına engelolacak dokunulmaz bir alan yaratmaya yönelik bir ilke değildir. Öteyandan, yargı mensuplarının meslek etiği gereği bu tür etkilere kapalıkalma yeteneğine haiz olması zorunluluğu bulunmaktadır.
De Hans ve Gijsels – Belçika kararında AİHM, ”Özellikle etkin vebağımsız bir yargı düzeninin yeni yerleşmekte olduğu ülkelerde mahkemeler kamusal tartışmanın dışında tutulmamalıdır.” derken bukararın gerekçesinde de “Mahkemeler boşlukta çalışmazlar.Yargıkararları üzerinde, ne kamusal tartışma ne de ortaya çıkan sonucuneleştirilmesi yasaklanabilir” görüşü dile getirilmiştir.
Bu nedenle özellikle basına yönelik tehdidin ortadan kaldırılmasıamacıyla “her ne suretle olursa olsun” ibaresinin madde metnindençıkarılması gereklidir.
Ayrıca, 288. maddede geçen ‘bilirkişi ve tanıklar’ madde kapsamınaalınarak bu kişilere yönelik hukuka aykırı müdahaleye karşı da korunmasağlanmalıdır.
Bu durumda maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi önerilmektedir:
Yargı görevi yapanı etkileme
Madde277- (1) Bir davanın taraflarından birinin veya bir kaçının veyasanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh veya aleyhinde,yargı görevi yapanlar ile tanıklara ve bilirkişilik görevi yapanlara,emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden, adı geçenleri hukukaaykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan dört yılakadar hapis cezası verilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediğitakdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.

 

Madde 285 
Gizliliğin ihlali
Madde 285 – (1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, biryıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturmaaşamasında alınan ve Kanun hükmü gereğince gizli tutulması gerekenkararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğininihlali açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(2) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına kararverilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlaleden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçunoluşması için tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilikkararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(3) Bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır.
(4) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarakdamgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanmasıhalinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Madde 286
Ses veya görüntülerin kayda alınması
Madde 286 – (1) Soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses veyagörüntüleri yetkisiz olarak kayda alan veya nakleden kişi, altı ayakadar hapis cezası ile cezalandırılır. 

Esasen, 285. maddenin 1. ve 4. fıkrasında bu konuda bir düzenlemeolduğundan, konunun bu maddede ayrıca düzenlenmesine gerekbulunmamaktadır.
Bir yargılamada bu tür bir gizliliğe ihtiyaç duyulması da anlaşılmazbir durumdur. Masumiyet karinesine aykırılık oluşturmadığı sürecesınırlama getirilmesinin anlamı yoktur. Basın özgürlüğüne veyargılamanın aleniyeti ilkelerine aykırı bir düzenleme söz konusudur.
Basın özgürlüğünün temel sonuçlarından biri de “haber kaynağınıaçıklamama hakkı” dır. Oysa maddenin düzenlenme şeklinden haberyapandan çok kayda alan ve nakledenlerin cezalandırılmasınınamaçlandığı görülmektedir. Bu düzenleme nedeniyle bir an için maddemetninde bu tür kayıtları yayınlayanlar açısından suç oluşmayacağıileri sürülebilir. Ancak bu durum bir başka tehlikeyi bünyesindebarındırmaktadır. Maddede yasaklanan bir kaydı yayınlayan kişiler cezatehdidi altında kalmak veya haber kaynaklarını açıklamak gibi birikilemle karşı karşıya kalacaklardır. Bu türden bir risk vecezalandırma tehdidi altında basının gerektiğince özgür olacağındanbahsetmek mümkün değildir.
Bu madde açısından da korunması gereken tek değer “masumiyet karinesi”dir. Bu hak da 285/4. madde ile koruma altına alınmıştır. Kamuoyununbilgilendirilmesi gereği de düşünüldüğünde bu maddenin yasa metnindentümüyle çıkarılması gerektiği düşünülmektedir.

 

İKİNCİ GÖRÜŞ
Genel olarak birinci görüşün gerekçeleri akla yatkın görünmekte ise de;henüz hakkında kesin bir hüküm verilmemiş kişilerin görüntülerinin veseslerinin yayınlanması suretiyle haber yapılması ve bu kişilerinmahkum olmuş ya da ceza almış gibi gösterilmeleri sıkça yaşanan birdurumdur. Aynı şekilde, daha sonra aynı kişilerin beraatleri ile ilgilineredeyse hiçbir haberin yayınlanmadığı ve kamuoyunun hafızasında o ilkhaberin kaldığı da görülmektedir. Ülkemiz pratiği ve masumiyetkarinesinin önemi de gözetildiğinde, bu maddenin korunması gerektiğidüşünülmektedir.

Madde 288
Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs
Madde 288 – (1) Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veyakovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme,bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılıbeyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
(2) (…) (Madde 288 in 2. fıkrası, 8.7.2005 tarih ve 25869 sayılıR.G.’de yayımlanan, 29.6.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunun 32. maddesihükmü gereğince madde metninden çıkarılmıştır.)

BİRİNCİ GÖRÜŞ
Madde ile özellikle basına yönelik bir yasaklamanın amaçlandığıtartışmasızdır. Oysa AİHM’nin bir çok kararında belirtildiği üzere“Kamunun bekçileri olarak oynadıkları rolden dolayı, medyaya özellikleözel koruma getirilmelidir.” (Castells – İspanya davası)
Çünkü “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun hayati temellerindenbiri olup, ifade özgürlüğü olmadan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiylekorunan bir çok haktan yararlanmak mümkün olmayabilir.” (Jersild – Danimarka davası) Yine, “İfade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar çok yakın incelemeyetabi tutulmalıdır ve ikna edici temellere oturtulmalıdır.” (Sunday Times – İngiltere davası)
Madde başlığı “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” olarakdüzenlenmiştir. Adil yargılanma çok kısa olarak, kişinin bağımsız vetarafsız bir mahkeme önünde savunma haklarını kullanmak suretiyleyargılanmasını ifade eder.
O halde mahkemelerin bağımsızlığının korunması temel çıkış noktasınıoluşturmalıdır. Unutmamak gerekir ki, mahkemeler üzerinde bağımlılıketkisi yaratan temel ilişki üstlük altlık/ emir-komuta –hükümranlık-ilişkisidir. Bu yetkinin/gücün kullanılması ise bireylerin değilkurumların/devlet organlarının yetkisindedir. O halde adilyargılanmanın temini açısından en başta siyasi iktidarların yargılamasürecine müdahalelerinin engellenmesi asıldır.
Devletin organlarında bir görevi ve yetkisi olmayan kişilerin yargıyıetki altında bırakıp bırakamayacaklarına ilişkin değerlendirmeyi,demokratik bir toplumda yaptığımızı gözden uzak tutmamız mümkündeğildir. O halde tüm kısıtlamaların çerçevesinin “demokratik toplumungerektirmesi” ölçütü çerçevesinde değerlendirmesi zorunludur. Zira,sonuç olarak birilerinin haklarının sınırlandırılması sözkonusuolduğundan, konunun, bir demokraside hakların sınırlandırılmasınailişkin temel ölçütler ışığında değerlendirileceği açıktır.
Bu nedenle söz konusu olan ister bir dava isterse de bir soruşturmaolsun bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etme hakkının engellenmesikabul edilemez. Bu düşünce açıklamaları, bir eylemin suç olmasınıngerekip gerekmediğinden, yargı yetkisini kullananların bu yetkilerininasıl kullandıklarına kadar tüm davranışları kapsayabilir.
Usul yasamızda da açıkça ifade edildiği üzere yargıçlar “vicdanları ilekarar verirler”. Yargıçların vicdanının toplumdan tümüyle uzak olduğudüşünülemez ve yargı görevi yapanların aynı zamanda, bir anlamdatoplumun vicdanı olduğu da söylenebilir. Bu nedenledir ki; kişininkendi vicdanını seslendirmesi, ceza yaptırımının konusu olamaz.
Madde metninde yer alan “etkilemek amacıyla” ibaresi her türlü düşünceaçıklamalarının da bu kapsamda değerlendirilmesinin yolunuaçabilecektir. Üstelik ülkemizde yargı, siyasi iktidarların etkisinekarşı bu denli açık ve korunmasız iken siyasi iktidarların etkilemesiile ifade özgürlüğüne aykırı her türlü olumsuz dava ve kararınçıkabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.
Kapsamı belirsiz, muğlak “etkilemek amacıyla” ibaresi,“öngörülebilirlik” ilkesine aykırı olduğu gibi, suçundeğerlendirilmesini tümüyle uygulayıcının yorumuna bağlı halegetirmektedir. Böylesi muğlak ibareler, güçlüler için uygulanmayan butür yasa maddelerinin, sosyal olarak zayıf veya muhalif kesimlerisindirmeye yönelik keyfi kullanımların aracı olabilir. Madde, yargılamasüreciyle ilgili her tür düşünce açıklamasının, keyfi bir biçimdecezalandırılmasına olanak sağlamaktadır.
Davalar ile ilgili ifade açıklamaları, esasen, yargılamanın aleniliğinekatkıdır. Bu ifade açıklamaları ile toplumun yargılama sürecindeyaşananlarla ilgili bilgilenmesi ve böylelikle, maddede belirtilenkişilerin görevlerini daha özenle yapmalarını sağlanabilecek;keyfilikten, öznellikten uzak, objektif ve herkesi ikna edecekkararların oluşmasına zemin hazırlanmış olacaktır. Nitekim, mahkemekararlarının “tarafları ve herkesi tatmin edecek açıklıkta gerekçeleresahip olması gerektiği” Yargıtay’ımızın çok uzun yıllardan bu yanaoluşturduğu içtihatlar arasındadır.
Bir hukuk kuralı oluşturulurken ve özellikle de uygulanırken bununtoplum vicdanında da kabul görebilir olması şarttır. Bir hukukkuralının insan hakları bakımından hukukî ve meşru olması ancak böylebir durumda mümkündür. Öte yandan, insan haklarına aykırı kurallarakarşı, kişilerin sivil itaatsizlik veya direnme haklarını kullanarakkarşı koymaları da en temel haklarındandır.
Bu madde yürürlükte kaldığı sürece kişilerin insan haklarına aykırıkural ve uygulamalara karşı direnme hakları da fiilen ortadankaldırılmış olacaktır. Nitekim ülkemizin son dönem pratiği bu durumubir kez daha açıkça gözler önüne sermektedir. Bir rektörüntutuklanmasının yanlışlığını gözler önüne serenler, yetkili olmadığıbir konuda bir konferans için yürütmenin durdurulması kararınıverenleri eleştirenler, ifade özgürlüğüne aykırı buldukları bir mahkemekararını eleştirenler ve daha niceleri şu an bu madde ile yargılanmatehdidi altındadırlar. Ancak; tutuklanan rektör salıverilmiş,eleştirilen yürütmeyi durdurma kararı bir başka mahkeme tarafındankaldırılmış ve konferans gerçekleştirilmiştir. Bu kararlar, rahatlıkla, yazılanların ve söylenenlerin doğruluğunun bir göstergesiolarak da algılanabilir. O halde doğruluğu süreç içerisinde ortayaçıkan bu düşüncelerin açıklanmasının suç olarak kabulü, bir bakıma,doğruları söyleyenlerin cezalandırılması gerektiği anlamına gelecektir.
Bir diğer nokta ise demokrasilerin olmazsa olmazı olan azınlığınçoğunluğa dönüşebilme hakkının tanınmasıdır. Bu hak ülkelerin cezapolitikaları açısından da geçerlidir ve bir ceza politikasınınyanlışlığını tespit etmenin en doğru yolu davaların incelenmesindengeçmektedir.
Bu yolda kabul edilebilecek tek sınırlama “masumiyet karinesi”ninihlalini oluşturacak uygulamalardır ki bu durum da 285/4. madde ileyaptırıma bağlanmıştır. Yasanın 277. maddesinde yargıya baskı yapmakyaptırıma tabi tutulmuştur ve 277.madde sosyal ihtiyacı büyük ölçüdekarşılamaktadır. Bu düzenleme, gerçek bir sosyal ihtiyaca dayanmadığıve sadece ifade özgürlüğünü engellemeye yönelik olduğu izleniminiuyandırmaktadır.
Bu nedenle; madde tümüyle yasadan çıkarılarak, madde metninde yer alan“bilirkişi ve tanıklar” 277. madde kapsamına alınmalı ve bu kişilerinhukuka aykırı yolla etkilenmelerinin önlenmesi sağlanmalıdır.

 

Madde 298
Hak kullanımını ve beslenmeyi engelleme
Madde 298 – (1) Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlüve tutukluların haberleşmelerini, ziyaretçileriyle görüşmelerini,iyileştirme ve eğitim programları çerçevesinde eğitim ve spor, meslekkazandırma ve işyurdu çalışmaları ile diğer sosyal ve kültürelfaaliyetlere katılmalarını, kurum tabibince muayene ve tedaviedilmelerini, müdafi veya avukat tayin etmelerini, bunlarlagörüşmelerini, mahkemelere veya Cumhuriyet başsavcılıklarınagitmelerini, kurum görevlileri ile görüşmelerini, salıverilenlerinkurum dışına çıkmalarını her ne suretle olursa olsun engelleyenler,hükümlü ve tutukluları bu fiillere teşvik edenler, bu yolda talimatverenler, mevzuatın hükümlü ve tutuklulara tanıdığı sair her türlügörüşme ve temas olanağını engelleyenler, bir yıldan üç yıla kadarhapis cezasıyla cezalandırılırlar.
(2) Hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenler hakkında ikiyıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü ve tutuklularınaçlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da buyolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.
(3) Beslenmenin engellenmesi nedeniyle kasten yaralama suçunun neticesisebebiyle ağırlaşmış hallerinden biri veya ölüm meydana gelmiş ise,ayrıca kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümleregöre cezaya hükmolunur.

BİRİNCİ GÖRÜŞ
Maddenin düzenlenmesindeki amacın, özellikle cezaevlerinde bulunansiyasi tutuklu/hükümlülerin açlık grevi, ölüm orucu, mahkemeye vegörüşe çıkmama gibi kimi zaman siyasi tavır ve kimi zaman da içindebulunulan durumun protestosu şeklinde gerçekleşen eylemlerininzayıflatılması ya da önlenmesi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Bilindiği üzere ifade açıklamaları sözlü olabildiği gibi davranışlarlada yapılabilir. Ülkemizde, sevk sırasında yaşanan kötü muameleyiprotesto etmek üzere bir dönem siyasi tutukluların duruşmalaraçıkmadıkları, cezaevi koşullarını protesto etmek için görüşlereçıkmadıkları, tek tip elbise uygulamasına karşı direnişlersergiledikleri bilinmektedir.
Maddenin tamamındaki anlatımdan, hükümlü ve tutukluların tamamenkendilerini ilgilendiren konularda herhangi bir iradesininbulunamayacağı ve cezaevlerindeki olumsuz koşullara yönelik her türaçıklama ve eylemliliğin bu kişilerin özgür iradeleri dışında vegüdümlü olarak ortaya çıktığının peşinen kabul edildiğianlaşılmaktadır.
Oysa bireylerin, cezaevlerinde tutulmakta olsalar da istek, şikayet veeleştirilerini ifade etmek; içinde bulundukları olumsuzluklara kenditercihleri doğrultusunda, hatta kendi yaşamını ortaya koymak pahasınada olsa, tepki göstermek hakkı vardır. Bir kimsenin cezaevinde olmasıdevlete, bu kimsenin ifade özgürlüğünden yoksun kılınması hakkınıveremez.
Bir kimsenin, kendi yaşamını ortaya koyarak sesini duyurmayı seçmesiniolumsuzlamak/onaylamamak elbette mümkündür. Ancak kanımızca, bu eylemkişinin kendi iradesinin ürünü ise, herhangi bir kimsenin bunu zorkullanarak engelleme hakkının olduğu kabul edilemez.
AİHM içtihatları ile de belirlenen, insanlıkdışı veya onur kırıcımuamelelere/cezalara maruz kalan tutuklu veya mahkumların bu durumatepki olarak demokratik haklarını kullanması, hatta düzelmemesi halindehayatını riske ederek duruma tepki vermesi halinde muhataplarınıntepkileri yanıtlayıp mağduriyeti gidermesi gerekir. Oysa madde bununyerine, cezaevlerinde gösterilen her tür tepkinin örgüt emriyle ortayaçıktığı varsayımına dayalı olarak, bu tür tepki gösterenlerin kişihaklarının kısıtlanması ve çekilen cezanın olağanüstü ağırlaştırılması;bu tutuklu/hükümlülerin çok yüksek cezalarla yok edilmesi yaklaşımınıyansıtmaktadır.
Madde metni tutuklu ve hükümlülerin bedenlerini, devletin cezalandırmaaracı –meta- olarak görme yaklaşımının bir görüntüsünü oluşturmaktadır.Devlet bu madde ile adeta “Madem ki ceza aldın o zaman vücudun tamamıile bana aittir. Kendi iradenle de olsa cezalandırma yetkimikullanacağım bu bedeni zayıflatacak, benim cezalandırma yetkimikullanacağım bedenin sağlığını bozacak yaklaşımlardan uzak durmakzorundasın” demektedir. Bu durum mahkeme kararlarında yer almayanikincil bir ceza prosedürünün mahkumlar üzerinde uygulanması anlamınagelmektedir.
Oysa cezanın temel karşılığı belirli bir süre için kişi özgürlüğününaskıya alınmasından ibarettir. Bu durum kişinin yalnızca fizikselözgürlük sınırlarının daraltılması anlamını taşır. Diğer tüm hak veözgürlükler –doğal olarak düşünce ve anlatım özgürlüğü de- mahkumlaraçısından da tartışmasız olarak geçerli olmalıdır. Bu nedenlemahkemelerin vermiş olduğu cezayı başkalaştıran yaklaşımlardan uzakdurulması gereklidir.
Anılan nedenlerle, madde yasa metninden tümüyle çıkarılmalıdır.