Çocukların Hâkime Arzuhali

Taraf/herTaraf – Istanbul – 17.02.2009

TAHİR ELÇİ* / Elbette güvenlik güçlerine taş atma veya şiddeti övücü nitelikteki davranışların bir yaptırımı olacak ve yargılaması yapılacaktır. Dikkat edilirse çocuklar da bunun farkında, ama suç ve ceza arasında makul ve adil bir dengenin olması ceza normlarının temel bir özelliği değil miydi? Bir yürüyüşün, bir sloganın karşılığının yirmi yılı aşkın ceza olması demokratik bir toplumda görülen bir durum mudur?

window.google_render_ad();
Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin yıl dönümü olan 15 Şubat 2008 günü Cizre’de bir gösteri yürüyüşü yapılmıştı. Neredeyse tamamı çocuklardan oluşan bir grup, sokağın başında ellerini havaya kaldırmış zıplıyor, adeta eğleniyorlardı. Görevli polislerin topluluğa müdahalesi hayli sert olmuş, bir çocuk, polis panzerinin altında kalarak can vermişti. Yahya Menekşe henüz 16 yaşındaydı. Burada, çocuklardan oluşan o topluluğa yapılan polis müdahalesinin “ölçülülüğünü” tartışma niyetinde değilim. Aşırı ve hukuk dışı güç kullanımı sonucu bir çocuğun yaşamını yitirmesi üzerine idari makamların tutumundan söz etmeye de pek gerek yok. Zira çocukların üzerine panzeri sürüp birini ezen görevlilerle ilgili olarak bir “soruşturma izni” bile verilmedi. Ancak uzun uğraşlardan sonra yapılan itiraz üzerine Ağır Ceza Mahkemesinin “bari bir soruşturun” mealindeki kararından sonra, daha yeni yeni bir soruşturma dosyası oluşturuldu. Yahya’nın ölümüne neden olanlar Mahkeme önüne hâlâ çıkmadılar, ama mezarlığa kadar ona refakat eden arkadaşları tam bir yıldır, bileklerinde kelepçe, tutuklu olarak mahkeme önündedirler. Hem de yirmi yılı aşkın ağır cezalarla yargılanıyorlar. 

ONLAR KIRKI AŞKIN ÇOCUKTULAR

Onlar; Kimisi, Yahya, okuldan, kimisi mahalleden arkadaşımdı ben örgüt falan bilmem dediyse de, nafile ferman yüksek yerdendi. Lakin Yargıtay Ceza Gene Kurulu (CGK), tam olmazsa da benzer bir olayda; bunları “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenler örgüt üyesi gibi cezalandırılır.” hükmü uyarınca vebir de cenaze törenindeki “yürüyüşten” yargılayın demişti. Durun daha bitmedi, Yargıtay devamla, elleriyle zafer işareti yapmışlar ya “örgüt propagandasından”, hele bir de elinde taş varsa “polise etkin mukavemeti” de üstüne koyulmalı görüşünü içtihat eylemişti. Her ne kadar “Özel Yetkili Mahkeme” de olsa, Diyarbakır’daki mahkeme, ‘yahubu çocukların örgüt ile bir bağlantılarını saptayamadık ki, örgüt üyesi gibi cezalandıralım’ deyip karşı çıkmışsa da, Ankara’daki müçtehitler, siz bakmayın bu çocukların öyle dediklerine, bunlar kesin Roj TV izlemiş, oradan etkilenmişlerdir. Yani anlayacağınız “örgütün genel çağrısı ile” cenazeye katılmışlardır, topunu cezalandırın demişti.

Son duruşmalarında, söz alan sanık çocuklardan Abdurrahim Durmuş, mavi çizgili kareli bir okul defterinden koparılmış (cezaevinde her nasıl bulduysa) bir kağıttan tane tane okuyarak Mahkemeye sesleniyordu: “Hakim bey, siz şimdi bizi suçlu sayarak cezaevinde tutuyorsunuz. Ama inanın ki hiç birimiz suçlu falan değiliz. Bizim burada bulunmamıza neden olan günü biz kışkırtma(kalkışma mı demek istiyor-T.E.) amaçlı olarak yapmadık. O gün sadece o gün bizi bizden koparmaya çalışan bir hırçınlık vardı içimizde. Yani duygularımıza hakim olamazdık. Burada bulunanların hepsi de rahmetli Yahya Menekşenin ya akrabası yada arkadaşıdır. Örneğin benim 7-8 yıllık okul ve sınıf arkadaşımdı. Tabiki öyle bir günde hepimiz büyük bir üzüntü duyduk. Bir de 16 Şubatta arkadaşımızın cenazesine katıldık. İnanın arkadaşınız gözünüzün önünde toprağa verilirken kendinize hakim olamaz bir duruma düşer duygulanırız. İnanılmaz şekilde zedelenir. Ve öyle oldu bizimkide. Yani öfkeli olduğumuz bir anda bilinçsiz olduğumuz da söylenebilir tabiki ve mezarlıktan ayrıldıktan sonra da eve doğru yürümeye başladık. Ama yolun ortasına gelmeden güvenlik güçleri tarafından durdurulduk. Ben de o zaman bilinçsiz hareket ettiğim için ortama uyup sadece ve sadece bir taş attım. Ama o taşta bulunduğum durumdan (yerden) etkisiz gitti. Ve hemen sonra başka bir yoldan eve gittim. Polisler tarafından arandığımı öğrenir öğrenmez yaptığımın yanlış olduğunun farkına vararak gidip teslim oldum.Yani adalete teslim olup cezamı çekmeye razı oldum. Ama kesinlikle bu kadar cezayı hakketmiyorum. Birde hemen hemen hepimiz öğrenciyiz. Yaşımız da küçük. Siz büyüklerimiz aslında bizi böyle yanlışlardan uzak tutacak çok daha iyi kararlar verebilirdirdiniz. Örneğin bizi eğitimimiz alanında gelişebileceğimiz bir konuda ceza verebilirdiniz. Bizleri gelecekte milletimize yararlı fertler olmamız açısından çok büyük katkı sağlamış ve bizi çok iyi ve kimseyi üzmeden, ahlaklı bir yoldan bu yanlışlardan uzaklaştırabilirdiniz. Ama ne yazık ki bunlar olmadı. Bizler böyle olmamasından çok olumsuz etkilendik. İki yıllık eğitimimizden uzaklaştık, daha doğrusu eğitim hakkımız bitti. Eğer hala ıslah olmadığımızı düşünüyorsanız. Valla hakim bey, Biz bu kadar uzun zamanda değil, hatta cezaevine girdiğimiz ilk günde hayatımızdan korktuk. İnanın o gün bile ıslah olmamıza yeterdi. Ve kararı size, yani bizden daha çok görmüş ve geçirmiş büyüklerimize bırakıyorum. Karar sizindir. Ama karar verirken eliniz vicdanınızda olsun. Çünkü şimdi bizim yerimizde sizin çocuğunuz da olabilirdi. Zaten biliyorsunuzki hatasız kul olmaz. “Suçu küçükler işler büyükler affeder.” 

HEPİMİZE SESLENİYORLAR

Mahkeme ortamında, jandarma görevlileri arasında dizilmiş boy boy çocuklardan birinin ayakta, duygularını katarak okuduğu savunmanın imla ve yazım hatalarına da pek dokunmadan yukarıya aldım. Aslında çocuklar sadece Mahkemeye değil, hepimize, bütün topluma sesleniyorlardı. Yargıtay CGK’nun yeni Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) örgüt suçlarını düzenleyen 220/6 fıkrasını yorumlama biçimi ve bağlayıcı bir nitelik alarak genel uygulamaya dönüşen içtihatından sonra, aralarında yüzlerce çocuğun da bulunduğu binlerce kişi, çoğu kere suç oluşturup oluşturmadığı bile tartışmalı olan bir davranıştan yirmi yılı aşkın cezalarla ve tutuklu olarak yargılanıyor. Neredeyse her gün, bir cenaze töreni sırasında yaşanan kimi taşkınlıklar veya yasal bir toplantı sırasında yaşanan kimi davranışlardan on yılı aşan cezalar veriliyor. Elbette güvenlik güçlerine yönelik taş atmak veya şiddeti övücü nitelikteki davranışların bir yaptırımı olacak ve yargılaması yapılacaktır. Dikkat edilirse çocuklar da bunun farkında, ama suç ve ceza arasında makul ve adil bir dengenin olması ceza normlarının temel bir özelliği değil miydi? Bir yürüyüşün, bir sloganın karşılığının yirmi yılı aşkın ceza olması demokratik bir toplumda görülen bir durum mudur? Dahası ceza yasalarının evrensel bir kuralı olan suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin başta gelen özelliklerinden biri de, cezaların “öngörülebilir” olmasıdır. Peki Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından kaç kişi, bir cenaze törenine veya yasaya aykırı da olsa bir yürüyüşe katılıp bir slogan atmanın cezasının yirmi yılı aşkın olduğunu öngörebilirdi /öngörebilmektedir. Çocukların arzuhali herkese arz olunur. 

*Avukat-Diyarbakır Barosu Üyesi / tahirelci@yahoo.com